HABERLER
daha fazlası>
  • Antibiyotik Direnci Artıyor

    Kelime anlamı ‘’Hayat karşıtı’’ olan antibiyotikler, bakteriyel enfeksiyon hastalıklarının tedavisinde yıllardır kullanılmakta olup, insan sağlığı ve hayatın devamlılığında çok büyük öneme sahiptir. Ancak antibiyotiklerin uygun endikasyonda, uygun doz ve uygulanım yolları ile verilmesi gerekmektedir. Antibiyotik tedavisi hastalığın tedavisi, sağ kalım ve komplikasyonların önlenmesinde önemlidir. Unutulmamalıdır ki, bir ikram olmayan antibiyotikler; doğru tanı sonrasında uygun doz ve uygun yoldan verildiği sürece etkilidir.

    Antibiyotiklerin uygunsuz ve aşırı kullanılması, bakterilerde direnç gelişimine neden olabilir. Bakteriler, çevresel değişimlere çok hızlı bir şekilde uyum sağlayabilmektedir. Belirli bir antibiyotiğe karşı direnç, antibiyotiğin tedavi dozunda dirençli bakterileri öldüremediğini veya çoğalmalarına engel olamadığını ifade etmektedir. Antibiyotik direncine sahip bakteriler söz konusu antibiyotiğin kullanımında, dirençli olmayan bakterilere göre avantajlı hale geçerler ve belirli bir süre sonra ortamdaki bu tür bakterilerin çoğu o antibiyotiklere karşı dirençli hale gelirler. 

    Antibiyotik direnci tüm dünyada önemli bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Antibiyotik dirençli bakterilerle gelişen enfeksiyon hastalıkları ölüm oranlarının artmasına, hastanede kalış sürenin uzamasına ve sonuç olarak maliyetin de artışa neden olmaktadır. Bu nedenlerle gerek DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü), gerekse ülkemizde Sağlık Bakanlığı Akılcı İlaç Kullanımı Daire Başkanlığı tarafından akılcı antibiyotik kullanımı için birçok faaliyet gerçekleştirilmekte, projeler yürütülmektedir.

    Haberin detayları için tıklayınız.

  • DEVAMINI OKUYUN
    17 Gün Önce
    İKÇÜ Tıp Fakültesi Satranç Takımı İkinci Oldu

    14 Mart Tıp Bayramı Haftası etkinlikleri kapsamında İKÇÜ Tıp Fakültesi ev sahipliğinde 11 Mart 2019 tarihinde yapılan Takım Satranç Turnuvasında Metin Çakıroğlu, Furkan Tokat ve İlhan Şafak Yalçınkaya’dan oluşan Tıp Fakültesi Satranç Takımımız ikinci oldu. Turnuvada birinciliği Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi A Takımı, üçüncülüğü ise Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi B Takımı aldı. Oldukça keyifli geçen turnuvanın kupa ve madalyaları Atatürk Kültür Merkezinde yapılan 14 Mart Tıp Bayramı Resmi Töreninde takımlara verildi.

  • KALP DAMAR CERRAHİSİNDEN BÜYÜK BAŞARI

    KALP DAMAR CERRAHİSİNDEN BÜYÜK BAŞARI

    Dört günde iki kalp nakli!

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Kliniği’nde dört günde iki kalp nakli başarı ile gerçekleştirildi.

    Türkiye’deki 15 merkezden biri olan, İzmir’de de kalp nakli yapan iki klinikten biri olarak  2015 yılından bu yana kalp nakili ve kalp destek cihazları konusunda faaliyet gösteren,  İKÇÜ  Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Kliniği başarılı nakillerine yenilerini ekliyor.

    İKÇÜ Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr.Ali Gürbüz’ün koordinatörlüğündeki ekip son olarak dört gün içerisinde iki nakil gerçekleştirerek önemli bir başarıya imza attı.

    Dört günde iki nakil!

    Nakillerle ilgili bilgi veren Prof.Dr. Ali Gürbüz, kliniklerinde nakil operasyonlarının yanı sıra diğer operasyonların da başarıyla gerçekleştirildiğini ifade etti. Prof.Dr. Gürbüz, “Ülkemizde nakil ruhsatına sahip 15 merkez var. Ruhsatın yanında iyi yetişmiş bu konuda deneyimlenmiş kişilerden oluşan bir ekibinizin ve iyi bir alt yapınızın olması gerekiyor. Ekip olmadan nakil olmaz. Bizim de çok tecrübeli bir ekibimiz var. Bu sayede dört günde iki kalp naklini başarıyla gerçekleştirdik. Sadece nakil değil alanında her türlü ameliyatın yapıldığı öncü bir kliniğe sahibiz.” dedi.

    1 milyon kişiye bir kalp nakli düşüyor!

    “Bizi engelleyen en büyük sıkıntı donör sıkıntısı.” diyerek bağış oranlarının oldukça düşük olduğuna dikkat çeken Prof.Dr.Gürbüz,  son rakamlara göre Türkiye’de kalp nakli bekleyen kişi sayısının 800 ile 1000 hasta civarında olduğunu ve bu rakama yeni hastaların eklendiğini söyledi. Prof.Dr.Gürbüz, “Türkiye’deki tüm merkezlerde yılda ortalama 80 civarında kalp nakli yapılıyor. Nakil bekleyen hasta sayısını düşündüğümüzde Türkiye’de 1 milyon kişiye bir kalp nakli düşüyor şeklinde bir oranla karşı karşıyayız. Nakil bekleyen, kalp yetmezliği olan, ileri devre kalp hastalığı olanların tedavileri önemli ölçüde aksıyor. Kliniğimizde acil diye tabir ettiğimiz artık son safhada müdahale gerektiren iki hastamız var. Bu hastalarımız kalp yetmezliğini son evresindeler, ileri derecede tıbbi tedavi alıyorlar ve müdahale edilmezlerse birkaç ay içerisinde kaybedeceğiz.” diye konuştu.

    “Aileler nakile engel olabiliyor.”

    Donör sayısının düşüşünde bir diğer faktörün aileler olduğunu belirten İKÇÜ Tıp Fakültesi Prof.Dr.Gürbüz, naklin yapılabilmesi için beyin ölümü gerçekleşen ve kalbi hala çalışan hastaların yakınlarının olur vermesi gerektiğini vurguladı. Prof.Dr.Gürbüz, “Kadavradan kalp nakli yapılamaz. Bunun için kişi sağlıklıyken gönüllü olmakta ve bağışçı olduğuna dair kendisine bir belge verilmektedir. Ama o belge yeterli olmamaktadır. Çünkü kişinin beyin ölümü gerçekleştikten sonra devreye aileler giriyor. Aile fertlerinden onay çıkmayabiliyor. Bu da bağış oranını düşürüyor. Beyin ölümü gerçekleşen ve nakile uygun 100 kişiden sadece 25’i nakil hastasına dönebiliyor.” dedi.

    “Yasal düzenleme şart.”

    Bağış konusuna bakış açısında bölgesel farklılıklarında gözlemlendiğini kaydeden Prof.Dr.Gürbüz, yasal düzenlemelerin revize edilmesinin gerekliliğine vurgu yaptı. Prof.Dr.Gürbüz, “Aslında dünyada da durum aynı. Nakil sayıları fazla olmakta birlikte nakil bekleyen hasta sayısı çok çok daha fazla. Donör yetmiyor. Bu konuda daha fazla bilinçlenmemiz gerekiyor.” şeklinde konuştu.

    Nakil bulunamazsa kalp pompası cihazı…

    Tıbbın bu sürece müdahale edebilecek çözüm yolları geliştirdiğine de işaret eden Prof.Dr.Gürbüz kalp pompası denilen bir cihazla nakil hastasının yaşam süresine ve kalitesine katkıda bulunulduğunu ifade etti. Prof.Dr.Gürbüz, “Tabii ki  önce ilaç tedavisi uygulanıyor. İlaç tedavisinin yetmediği noktada mekanik destek sistemleri dediğimiz cihazları hastalara monte ediyoruz. Bu cihazlar kalıcı olabiliyor ya da kalp bulununcaya kadar hasta bu cihazla yaşayabiliyor. Kalp pompası dediğimiz cihaz kalbin yerine geçebilecek özelliğe sahip. Bunu hastalara takarak hem tedaviye destek olunuyor, hem de yaşam süresine katkı sağlanıyor. Bu sürede de uygun nakil çıkabiliyor. Bu cihazlardan 4-5 yıl destek alarak yaşayan hastalarımız var. Bataryası ve çantasıyla hasta kalbini elinde taşıyor.” dedi.

  • Sinema ve Tıp

    Tıp Fakültesi Öğrencileri 2018-2019 Eğitim öğretim yılında da eğlenerek öğrenmeye devam ettiler. “Sinema ve Tıp” Seçmeli dersi kapsamında öğrenciler tıp ve sağlık ile ilgili sinema filmlerini izlediler ve iletişim becerileri, hekimlik mesleği ve etiği özelinde tartıştılar. Dersin Finali kapsamında hazırladıkları sunumları sunarak, posterlerini sergilediler. Dersin yürütücüsü Öğretim Üyeleri Doç. Dr. Selen Bahçeci ve Dr. Öğr. Üyesi Funda Tengiz öğrencilerin çalışmalarını değerlendirdiler ve öğrencilerin hekimlik mesleği, hastalıklar ve hasta-hekim iletişimi açısından değerli kazanımlar elde ettiklerini düşündüklerini dile getirdiler. Dersin Finalinin yılın son günlerine denk gelmesi sebebiyle yeni yıla da hep birlikte merhaba dediler.

  • DÜNYA VEREMLE SAVAŞMAYA DEVAM EDİYOR

    DÜNYA VEREMLE SAVAŞMAYA DEVAM EDİYOR

    Verem diğer adıyla tüberküloz, hem dünyada hem ülkemizde önemli halk sağlığı sorunlarından olmaya devam ediyor. 2017 yılında yaklaşık 10 milyon kişinin yakalandığı verem hastalığı yüzünden 1,3 milyon kişinin de hayatını kaybettiği açıklandı.

    Verem Eğitimi Haftası nedeniyle bir açıklama yapan İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Dr.Öğr. Üyesi Asya Babaoğlu ve Araş.Gör.Dr. Özlem Karagöz, her dört kişiden birinin tüberküloz mikrobu ile temas halinde olduğunu, tüberkülozun dünyada ilk 10 ölüm nedeni arasında olmaya devam ettiğini kaydetti.

    “Tüberküloz mikrobu hava yoluyla bulaşır.”

    Tüberkülozun bulaşma yolları hakkında bilgi veren Dr.Öğr. Üyesi Asya Babaoğlu, “Çatal, kaşık, tabak, bardak, giysi gibi nesneleri ortak kullanmakla, öpüşmekle, kan ve kan ürünleri, cinsel ilişki ile tüberküloz bulaşmaz. Tüberküloz mikrobu hava yoluyla bulaşır. Nefes vermek, öksürmek, hapşırmak, konuşmak hatta şarkı söylemek ile mikroplar hasta kişiler tarafından havaya saçılır ve etrafta bulunan kişilere bulaş gerçekleşir. Sokakta öksüren birisinden tüberküloz basilini alma olasılığımız çok düşüktür. Bulaş olması için genellikle (tedavi almayan) tüberküloz hastası ile uzun süre birlikte yaşamak gerekir.” dedi.

    “Hasta yakınları da tehdit altında.”

    “Hastanın aile bireyleri, aynı iş, okul, yurt, cezaevi yatakhane gibi yaşam ortamlarında bulunan insanlar en fazla risk altındadır.” diye konuşan Dr.Öğr. Üyesi Babaoğlu, başta akciğerler olmak üzere; böbrek, mesane, beyin, hatta kemik gibi organlarda da görülebilen hastalığın tespit edildiği hastaların yakınlarına zaman geçirmeden koruyucu tedaviye başlandığını vurguladı.

    “Tedavi yarım bırakıldığında, hastalık alevlenir.”

    İki haftadan uzun süren öksürük, ateş, gece terlemesi, iştahsızlık, kilo kaybı, halsizlik, kan tükürme gibi yakınmalar olduğunda acil olarak bir hekime başvurulması gerekliliğinin altını çizen Dr.Öğr. Üyesi Babaoğlu, “Birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de Doğrudan Gözetimli Tedavi (DGT) uygulanmaktadır. Bu tedavi şeklinde her doz ilaç, bir görevli gözetiminde hastalara verilir ve hastanın ilacını içtiğinden kesin emin olunur. Hasta bilgileri takip için resmi sağlık kuruluşu tarafından kayıt altına alınır, ancak bilgiler kesinlikle gizli tutulur. İlaç tedavisi en az altı ay sürer. Gerektiğinde tedavi uzatılır. Kişi iyileştiğini hissetse bile tedavisini kesinlikle kesmemelidir. Tedavi yarım bırakıldığında, hastalık alevlenir. Ayrıca henüz ölmemiş olan basiller ilaca direnç geliştirir. İlaca dirençli bakterilerle oluşan hastalığın tedavisi hem daha zor hem daha pahalıdır. Günümüzde “çoklu ilaç direnci” tüberküloz tedavisinin önündeki en büyük engellerdendir.” dedi.

    “Tüberküloz tedavisi tümüyle ücretsizdir.”

    Tedaviye başlanıldıktan yaklaşık iki hafta sonra bulaşıcılığın baskılandığını ancak tedavinin  kesintisiz devam ettirilmesi gerektiğini vurgulayan Araşt. Gör.Dr. Özlem Karagöz, “Bu süreçte hastanın maske takması, ayrıca hastalık olsun olmasın, insanların öksürürken her zaman ağızlarını (mümkünse mendille) kapatması ve kapalı ortamların düzenli olarak havalandırılması önemlidir. Erken teşhis ve uygun tedavi ile bu hastalığın önüne geçmek mümkündür. Ülkemizde tüberküloz tedavisi tümüyle ücretsizdir.” şeklinde konuştu.

  • ESNAFA KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNİ ANLATTILAR

    ESNAFA KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNİ ANLATTILAR

    “Sağlıklı Hayat Merkezi’nde sunulan hizmetler bilinmiyor”

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi  (İKÇÜ) Tıp Fakültesi öğrencileri,  İzmir İl Sağlık Müdürlüğü ile yapılan protokol çerçevesinde “Halk Sağlığı” saha eğitimlerini Bayraklı ve Karşıyaka İlçe Sağlık Müdürlüklerinde sürdürdü.

    İKÇÜ Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr.Asya Babaoğlu ve Araştırma Görevlisi Dr.Yeşim Karakaş danışmanlığında hazırladıkları Bayraklı Sağlıklı Hayat Merkezi hizmetlerini tanıtan broşürleri vatandaşlara dağıtan genç hekim adayları vatandaşları bilgilendirdi.

    “Sağlıklı Hayat Merkezi’nde sunulan hizmetler bilinmiyor”

    İntern Dr.Enes Kurnaz, İntern Dr. Melis Cevhertaş ve İntern Dr. Embiye Mutlu tarafından dağıtılan broşürler oldukça ilgi gördü. Gençler ayrıca lokanta, eczane, taksi durakları, polis merkezleri, eğitim kurumları ve muhtarlıklar gibi vatandaşın sık uğradığı yerlere afiş asıp broşür bıraktı. İKÇÜ Tıp Fakültesi son sınıf öğrencileri, saha çalışmaları sırasında çevre esnafının ve vatandaşların Bayraklı İlçe Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı olarak koruyucu sağlık hizmetlerini ücretsiz sunan ve kısa süre önce yeni bir adrese taşınan Sağlıklı Hayat Merkezi’nin yerini ve sunulan hizmetleri yeterince bilmediğini tespit etti. 

    “Aslında çoğu sağlık sorununuz hastaneye gitmeden çözüme kavuşabilir.”

    Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr.Asya Babaoğlu, İKÇÜ olarak hekim adaylarının sadece hastanede değil; sahada da aktif olarak görev yapmalarını, halkla iç içe olmalarını oldukça önemsediklerini vurguladı. Dr.Asya Babaoğlu, “Hekimlerimizin sağlık hizmetini tüm kesimlere eşit ulaştırmaları konusunda bilinç kazanmaları fakültemiz misyon ve vizyonu açısından çok önemli. Birinci basamak sağlık hizmetleri, sağlık sistemlerinin temelini oluşturur.  Aslında çoğu sağlık sorunumuz, Aile Hekimlikleri ve Sağlıklı Hayat Merkezi gibi İlçe Sağlık Müdürlükleri’ne bağlı birinci basamak sağlık hizmeti sunan kurumlarda çözüme kavuşur.  Bu hem kişinin hastane gibi daha karmaşık bir ortamda yorulmaması, hem de ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmeti sunan hastanelerin yükünü hafifletmek açısından çok önemli. “dedi.

    “Hastalıktan korunmak her zaman tedaviden ucuzdur.”

    Dr. Babaoğlu, “Sağlıklı yaşamak ve sağlıklı yaş almak için yılda en az bir kez Aile Hekiminizi ziyaret edin.  İhtiyaç halinde diğer hizmetler için ilçenizdeki Sağlıklı Hayat Merkezi’ne başvurun.” diyerek bireylerin sağlıklarına önce “kendilerinin” sahip çıkması gerektiğini vurguladı. “Sağlıkta Maliyet” konusuna değinen Dr.Babaoğlu “Korunmak, her zaman tedaviden ucuzdur. Bu sadece bireysel olarak düşünülmemeli. Kişilerin sağlıklarını koruması, hastalanmışsa erken tanısı ve tedavisi ülke ekonomisi açısından da çok önemlidir.” diye konuştu.

    Bayraklı İlçe Sağlık Müdürlüğünden teşekkür…

    Bayraklı İlçe Sağlık Müdürü Dr. Aslıhan Onur ve Bayraklı Sağlıklı Hayat Merkezi (SHM)Sorumlu Hekimi Uzm. Dr. Özlem Pekel ise kurumlarının tanıtılmasından çok memnun olduklarını, halka ellerinden gelen her türlü koruyucu sağlık hizmeti için ekipçe var güçleriyle çalıştıklarını ifade etti. 

    Bayraklı Sağlıklı Hayat Merkezi Sorumlu Doktoru Uzm.Dr.Pekel ise SHM’lerde sunulan başlıca hizmetleri şöyle sıraladı: “Diyetisyen kontrolünde sağlıklı beslenme danışmanlığı, Üreme Sağlığı ve Aile Planlaması Hizmetleri (spiral takma çıkarma, kondom, doğum kontrol hapı vb.), Sertifikalı Hekim eşliğinde sigarayı bırakmak isteyenlere danışmanlık, Psikolog, gebe bilgilendirme eğitimleri, kanser taramaları (meme, rahim ağzı / smear, kolon) ve daha birçok hizmet SHM’ler bünyesinde yer almaktadır. Uzm.Dr.Pekel ayrıca yakında küçük bir spor salonunun da açılacağının müjdesini verdi.

     

  • Ergenlerde İnternet Bağımlılığı

    Ergenlerde İnternet Bağımlılığı

    Doç. Dr. Kayı Eliaçık, internet bağımlılığının gençlerimiz için giderek artan bir tehlike olduğunu ve bunu azaltmada ebeveynlere büyük iş düştüğünü söyledi.

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Kurulu tarafından düzenlenen “Ergenlerde İnternet Bağımlılığı” başlıklı konferans büyük ilgi gördü.

    SBÜ İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi konferans salonunda gerçekleşen toplantıya hastane yönetiminin yanında çocuk klinikleri başta olmak üzere birçok bölümden hocalar, asistanlar, öğrenciler ve sağlık çalışanları katıldı.

    Sürekli Tıp Eğitimi Kurulu Başkanı Doç. Dr. M. Yekta Öncel açılış konuşmasında "İnternet bağımlılığının giderek büyüyen bir sorun" olduğunu vurguladı ve sözü Adolesan sağlığı konusunda çalışmaları olan Doç. Dr. Kayı Eliaçık'a bıraktı.

    Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Klinikleri İdari Sorumlusu Doç. Dr. Kayı Eliaçık, çocukların evlerde kapalı bir hayat sürmek yerine parklara ve bahçelere çıkmalarını teşvik etmeliyiz dedi. Dr. Eliaçık ayrıca ergenlerde internet bağımlılığının depresyon ve obezite ile ilişkili olduğunu vurgulayarak sözlerine devam etti.

    Doç. Dr. Kayı Eliaçık'ın ilgiyle takip edilen konferansı İKÇÜ Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Kurulu Başkanı Doç. Dr. M. Yekta Öncel tarafından Sn. Eliaçık’a teşekkür belgesi takdim edilmesinin ardından sona erdi.

  • 1 ARALIK DÜNYA AIDS FARKINDALIK GÜNÜ

    “AIDS ile mücadelenin en etkili yolu, korunma önlemlerini uygulamaktır.”

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Bölümü akademisyenlerince, Dünya AIDS Günü etkinleri çerçevesinde bir panel düzenlendi.

    HIV/AIDS hakkında merak edilenlerin aktarıldığı panelin Moderatörlüğünü, Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Mustafa Tözün’ün üstlenirken;  İKÇÜ Tıp Fakültesi Halk Sağlığı’ndan Dr. Öğretim Üyesi Asya Babaoğlu ile Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji’den Dr. Öğretim Üyesi Atakan Nemli tarafından önlenebilir bir hastalık olan HIV /AIDS ile mücadelenin en etkili yolunun korunma önlemlerini uygulamak olduğu vurgulandı.

    İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, Aile Sağlığı Merkezi hekimlerinin de katılım gösterdiği panel öncesinde,  Halk Sağlığı AD öğretim üyesi Doç.Dr.Kaan Sözmen danışmanlığında kurulan bilgilendirme standında  İntern doktorlar ve asistanlar gençlere AIDS hakkında hazırlanan broşürleri dağıttı.

    “Yüzde 75 haberdar.”

    Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı (UNAIDS) 2017 yılı raporunda yer alan son AIDS verilerini katılımcılara aktaran Doç. Dr. Mustafa Tözün, tüm dünyada; HIV+ bireylerin %75’inin durumundan haberdar olduğunu, durumunu bilenlerin %79’unun tedavi aldığını, tedavi alanlardan  %81’inde virüsün baskılanabildiğini söyledi.

    Doç. Dr. Mustafa Tözün, “90-90-90 hedefine göre 2020 yılına kadar; HIV+ bireylerin %90’ının durumunu bilmesi, %90’ının tedaviye ulaşması, tedavi görenlerin %90’ında virüsün baskılanabilmesi amaçlanmaktadır.”  dedi.

    “Tüm yaş gruplarında görülebiliyor.”

    İKÇÜ Tıp Fakültesi Halk Sağlığı’ndan Dr. Öğretim Üyesi Asya Babaoğlu ise HIV/AIDS’in geçiş yolları itibariyle tüm yaş gruplarında görülebildiğini belirtti. Bulaşma yolları hakkında bilgilendirmelerde bulunan Dr. Öğretim Üyesi Babaoğlu, “AIDS, korunmasız cinsel temas, ortak paylaşılan enjektörler, damar içi madde kullanımı, kan transfüzyonu gibi yollarla ve gebelik ya da doğum sırasında anneden bebeğe bulaşabilen bir hastalıktır. AIDS ile mücadelenin en etkili yolu, korunma önlemlerini uygulamaktır. Tek eşliliğin yanı sıra, riskli cinsel temasta doğru kondom kullanımı, hastalığın cinsel yolla bulaşmasına karşı en güvenli ve basit korunma yollarıdır.” diye konuştu.

    “HIV, 6-13 yıl hiçbir belirti vermeyebilir.”

    HIV enfeksiyonun vücuttaki seyri hakkında konuşan İKÇÜ Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Dr. Öğretim Üyesi Atakan Nemli ise hastalarda ilk çoğalma dönemi olan ilk 6 hafta içinde soğuk algınlığı ya da grip hastalığındakine benzer belirtiler görülebildiğini kaydetti. Dr. Öğretim Üyesi Nemli, ”Bu dönemde görülen belirtiler ve klinik bulgular, HIV infeksiyonuna özgü değildir ve değişkendir. Hastalarda grip benzeri belirtiler görülebilir. Daha sonra (6-12 hafta) HIV'e karşı antikorlar gelişmektedir. Antikorlar hastalığın teşhisi açısından önemlidir.  HIV enfeksiyonu, 6-13 yıl hiçbir belirti vermeyebilir. Ancak kişi bulaştırıcıdır.”dedi.

    “Hasta, uygun tedavi evlenip çocuk sahibi olabilir.”

    Tanı ve tedavi hakkında da konuşan Dr. Öğretim Üyesi Nemli, “Tanı konması halinde virüsün çoğalmasını kontrol eden ilaçlar enfeksiyonu baskılayarak kişinin bağışıklık sistemini korur. HIV’li bireyler, uygun tedavi ile uzun yıllar kaliteli bir yaşam sürebilir. Hatta, evlenip çocuk sahibi olabilir. Ülkemizde HIV+ kişilerin ilaçları ve tedavileri, sosyal güvence kapsamında karşılanmaktadır. Temas şüphesi varlığında veya riskli davranışlarda bulunulduysa aile hekimlerine başvurularak ücretsiz test yapılabilir. HIV pozitifliğinin, Sağlık Bakanlığına bildirilmesi zorunludur. Ancak bunun nedeni kişisel bilgilerinizi almak değil, istatistik oluşturarak genel durumu belirlemektir. Dolayısıyla bu bildirimler, isminizi vermeksizin, kodlama yapılarak gerçekleştirilir. Bu bilgi yalnızca Sağlık Bakanlığına aktarılır.” dedi.

     

  • Akılcı Antibiyotik Kullanımı Farkındalık Çalışma Grubu

    “Uzun antibiyotik tedavisinin yan etkileri araştırılıyor.”

     

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi Sosyal Sorumluluk Projeleri (SSP) Koordinatörlüğü, Avrupa Birliği Antibiyotik Farkındalık Haftası kapsamında stand açarak vatandaşlara bilgilendirmelerde bulundu.

     

    Prof. Dr. Dilek Yılmaz Çiftdoğan Koordinatörlüğünde, İzmir Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile alışveriş merkezlerinde açılan standlarda, antibiyotiklerin ateş düşürücü, ağrı kesici olmadığı vurgulanarak; nezle, grip gibi viral enfeksiyonların tedavilerinde fayda sağlamayacağı aktarıldı.

     

    Antibiyotiklerin uygunsuz ve aşırı kullanılmasının, bakterilerde direnç gelişimine neden olduğunu kaydeden ''Akılcı Antibiyotik Kullanımı Farkındalık Çalışma Grubu'' Sorumlusu Prof. Dr. Dilek Yılmaz Çiftdoğan, “Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de antibiyotik direnci önemli bir sağlık sorunu haline geldi. Sadece artan antibiyotik direncinin değil, antibiyotiklere bağlı uzun vadede istenmeyen etkiler de günümüzde tartışılır hale geldi.” dedi.

     

    Prof. Dr. Dilek Yılmaz Çiftdoğan, erken çocukluk döneminde kullanılan antibiyotiklerin,  diyabet, obezite, alerjik rinit ve astım gibi hastalıkların gelişimine neden olduğunu gösteren çalışmaların yapıldığını da kaydetti. 

     

  • BİLİNÇSİZ ANTİBİYOTİK KULLANIMINDA ISRARCIYIZ

    BİLİNÇSİZ ANTİBİYOTİK KULLANIMINDA ISRARCIYIZ

    Dünya Sağlık Örgütü tarafından ilan edilen Dünya Antibiyotik Farkındalık Haftası’nda, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyelerinin yaptığı bir araştırma kamuoyuyla paylaşıldı.

    Sağlık Bakanlığı’nın “Akılcı İlaç Kullanımı Ulusal Eylem Planı 2014-2017 (AİK)” çerçevesinde sunulan çalışmada, İzmir’de yaşayan ilkokul çağında çocuğu olan ebeveynlerin, antibiyotik kullanımı ve antibiyotik direnci konusundaki bilgi ve tutumları ölçüldü. Çalışmanın ana bulgusuna göre, ailelerin %71’i son bir yıl içinde çocuğu için antibiyotik kullandığı ancak aslında antibiyotiklerin %30-40 oranında yanlış kullanıldığı ortaya çıktı.

    “Anne-baba antibiyotikte ısrarlı.”

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Asya Babaoğlu yürütücülüğünde; Doç. Dr. Mustafa Tözün, Doç. Dr. Melih Kaan Sözmen, Arş. Gör. Gizem Yavaş ve Arş. Gör Büşra Tozduman tarafından yapılan ve 2. Uluslararası Halk Sağlığı Kongresi’nde ön sonuçları açıklanan çalışmaya göre; İzmir’deki ilkokullarda okuyan çocukların ebeveynlerinin antibiyotikler ve antibiyotik direnci ile ilgili bilgi düzeylerinin sınırlı olmasına rağmen antibiyotik kullanımına devam ettiği görüldü.

    İKÇÜ Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı’ndan Dr.Öğr.Üyesi Asya Babaoğlu, en çok solunum yolu enfeksiyonlarında antibiyotiğe başvurulduğunu, antibiyotiklerin yanlış kullanımı neticesinde  de ‘antibiyotik direnci’ ile karşı karşıya kalındığını vurguladı.  Dr.Öğr.Üyesi Asya Babaoğlu, “Antibiyotikler yanlış kullanıldığında, bakteriler antibiyotiklere karşı savunma mekanizmaları geliştirir ve artık kullanılan ilaçtan etkilenmez. Hatta kazandıkları bu yeteneği başka bakterilere de aktarabilirler. Normalde uygun antibiyotikle kolaylıkla geçebilecek hastalıklarda hastane yatış süresi uzamakta, yan etki ve hatta ölüm görülme sıklığı artmaktadır. Dünya’da her yıl 700.000’den fazla kişi antibiyotik direnci nedeniyle hayatını kaybetmektedir.” dedi.

    “Eczacılar da sorumluluk sahibi.”

    Antibiyotiklerin ağrı kesici veya ateş düşürücü olmadığını, bakteri kaynaklı enfeksiyonları tedavi eden çok değerli ilaçlar olduğunun altını çizen Dr.Öğr.Üyesi Asya Babaoğlu, “Gereksiz ve hatalı kullanımlarla bu önemli tedavi şansımızı tüketmeyelim.” diye konuştu.

    Çalışmanın ön sonuçları hakkında bilgilendirmeye devam eden Dr. Babaoğlu: “Önemli bir tespitimiz de eczacıların ebeveynlere antibiyotiğin nasıl kullanılacağını anlattıkları, ancak eş zamanlı olarak antibiyotik direnci konusunda bilgi vermedikleriydi. Hastalarla önemli bir temas noktası olan eczacıların, antibiyotik direnci gelişme riskini belirtmeleri önemlidir. Doktorların da elbette antibiyotik reçetelerken konuyu gündeme getirmeleri gerekmektedir. Ancak en önemli görev ebeveyne düşüyor.” şeklinde konuştu.

    “Antibiyotik tüketiminde ilk sıradayız.”

    Ülkemizin  antibiyotik kullanımı ve antibiyotik direncinde en üst sıralarda yer aldığının ortaya konduğunu belirten Dr.Öğr.Üyesi Babaoğlu,  “Kasım 2018’de yayınlanan OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) raporu, Türkiye’nin (OECD ülkeleri arasında) % 38.8 oranla, birinci sırada yer aldığını ortaya koydu. Türkiye’yi, Yunanistan (%37.7) ve Güney Kore (%35.2) takip ederken, en düşük antibiyotik direnç oranları İzlanda, Norveç ve Hollanda’da saptanmıştır (%5). Bu oranlar ile doğru orantılı olarak yine OECD raporlarına göre Türkiye antibiyotik tüketiminde ilk sırada yer almaktadır.” diye konuştu.

    Doğru antibiyotik kullanımı nasıl olur?

    Akılcı İlaç Kullanımı Ulusal Eylem Planı kapsamında yapılan kamu spotları, reçete zorunluluğu gibi çalışmaların olumlu sonuçlar verdiğini belirten Dr.Öğr.Üyesi Babaoğlu, antibiyotiklerin doğru kullanımı ile ilgili şu bilgilendirmelerde bulundu:

    “Enfeksiyonlardan korunmada en etkili yöntemlerden birinin el yıkama olduğunu biliyor muydunuz? Bunun dışında doktorunuz antibiyotik reçete etmediğinde ısrarcı olmamak gerekir. Biraz istirahat, biraz sabır ve doktorunuzun önereceği diğer ilaç ve yöntemlerle hastalığı geçirmeniz mümkündür. Başkasının artan antibiyotiklerini kullanmamak hayati öneme sahiptir. Çünkü eksik dozla uygulanan tedavi, bakterilerin direnç kazanmasında temel unsurdur. Buna tedaviyi yarım bırakmayı da ekleyebiliriz. Antibiyotik başlandıktan sonra 1-2 gün içinde düzelme görülür. Birçok hasta da iyileştiğini düşünerek antibiyotik almayı keser veya unutur. Düşük dozlarla antibiyotiğe alışan bakteri, bir daha ki tedavide artık bu antibiyotiği umursamaz. Son olarak, çocuklar hastalandığında tedavinin yüzde 90 civarında anne tarafından takip edildiğini gördük. Babaların da çocukları hastalandığında tedaviyi takip etmesi, hem annenin yükünü hafifletecek, hem de aile içi paylaşımları güçlendirecektir.”

  • TIP FAKÜLTESİ ÖĞRENCİLERİNİN BERGAMA ASKLEPİON GEZİSİ

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Dönem 1 öğrencileri İnsan ve Toplum Sağlığı Ders Modülü kapsamında tarihin ilk hastanesi olan Bergama Antik Kentindeki Bergama Asklepionu’nu öğretim üyeleriyle beraber 7 Kasım 2018 tarihinde ziyaret ettiler. Doç. Dr. Mustafa TÖZÜN, Öğretim Üyesi Doktor Asya Banu BABAOĞLU ve Öğretim Üyesi Doktor Funda İfakat TENGİZ’in koordine ettiği etkinlikte insan, toplum ve yaşanılan dönemin sağlık şartları yerinde değerlendirildi. Doç. Dr. Mustafa TÖZÜN’ün ders anlatımı ve Arkeolog-Profesyonel Turist Rehberi Akın AYKURT’un rehberliğiyle Antik Dönemin en önemli merkezlerinden biri olan Bergama Krallığı’nda mitoloji, inanç, felsefe ve bilim ile yoğrulan sağlık anlayışı ve Antik dönem tıbbı, Sağlık tanrısı Asklepius ve adına kurulan sağlık ve tedavi merkezi Asklepion’da uygulanan tedaviler, abaton denilen uyku odalarında hastaların telkin ve rüyada haber almalarıyla tedavinin şekillenmesi konuları işlendi. M.S. 2. Yüzyılda yaşamış tıbbın büyük isimlerinden Bergamalı Galen ve Galenik Tıp uygulamaları anlatıldı. Zevkli ve öğretici olan bu etkinliğin ders programlarında sürekli yer alması ve benzer etkinliklerle eğitim-öğretimin zenginleştirilmesi öğrencilerin geri bildirimlerinde yer aldı. Doç. Dr. Mustafa TÖZÜN tarafından, rehberliği nedeniyle Akın AYKURT’a Teşekkür Belgesi sunuldu.     

  • Tıp Fakültesi öğrencileri beyaz önlüklerini törenle giydi

    Tıp Fakültesi öğrencileri beyaz önlüklerini törenle giydi

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi, birinci sınıf öğrencileri, Beyaz Önlük Giydirme Töreni ile hekimliğe ilk adımı attı. Genç hekimlerin bu heyecanına salonu dolduran aileleri de ortak oldu.

    İKÇÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Gökhan Köylüoğlu’nun ev sahipliğinde düzenlenen törene, Rektör Prof.Dr. Saffet Köse, Rektör Yardımcıları Prof.Dr. Turan Gökçe, Prof.Dr. Adnan Kaya, Prof.Dr.Dr.İrfan Karadede, Dekanlar, akademisyenler, İKÇÜ Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile İzmir Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden gelen yetkililer de katıldı.

    Başarılı fakültenin başarılı öğrencileri…

    Dekan Prof.Dr. Köylüoğlu, Tıp Fakültesi öğrencilerinin temel bilimler ile başlayan lisans hayatlarının İKÇÜ Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Tepecik EAH’ta yapılan klinik ve uygulamalı eğitimlerle tamamlandığını, bu iki hastanenin gençlerin tıp eğitimlerine çok şey kattığını vurguladı. Prof.Dr. Köylüoğlu, “Çok sayıda ve çeşitlilikteki hastalık gruplarına üst düzey tanı ve tedavi imkânı sunan bu hastanelerimiz, aynı zamanda öğrencilerimizin uygulamalı klinik eğitimlerine de büyük katkı sağlamaktadır. Öğretim üyeleri olarak onların iyi yetişmeleri için elimizden geleni yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz.  Henüz 8 yıllık bir fakülte olmamıza rağmen, verdiğimiz eğitimin kalitesine olan güvenimiz nedeniyle Türkiye de çok az sayıda Tıp Fakültesinin sahip olduğu Ulusal Tıp Eğitimi Akreditasyon belgesini almak için başvuruda bulunduk. Bu süreçten fakültemizin başarı ile çıkacağına ve çok yakın bir zaman içerisinde akreditasyon belgemizi alacağımıza dair inancımız tamdır.” diye konuştu.

    “İyi bir bilim adamı olmayı hayal ediniz…”

    Gençlere, “Mesleğinizde manevi tatmini arayınız. İyi bir hekim, iyi bir cerrah, iyi bir dâhiliyeci veya iyi bir bilim adamı olmayı hayal ediniz.” diye seslenen Dekan Köylüoğlu, diğer mesleklerde bulamayacakları kadar manevi tatmin imkânı olan bir mesleğe adım attıklarını söyledi. Prof.Dr. Köylüoğlu, “Öyle bir buluş yapın ki; milyonlarca hastanın hayatını değiştirin, öyle iyi bir hekim olun ki; tedavi edip hayatını kurtardığınız, tek bir hastanın minnettarlığı bile sizin için her şeyin ötesinde bir kıymet ifade etsin. Saatler süren bir ameliyattan yorgun ve bitkin olarak çıkıp, ameliyathane kapısında yaşlı ve endişeli gözlerle sizi bekleyen bir anneye, “yavrunuzun durumu iyi, kurtuldu” demek sizin için en büyük ödül olsun.” dedi.

    “Emanetiniz, emanetimizdir.”

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Saffet Köse de gençleri tebrik ederek başladığı konuşmasında, lisans hayatlarında İKÇÜ’yü tercih ettikleri için öğrencilere teşekkür etti. Ailelere “Emanetiniz, emanetimizdir.” diye seslenen Prof.Dr. Köse, “Öğrencilerimiz İKÇÜ’de bir aile ortamı içinde, alanlarında donanımlı kadromuzdan iyi bir eğitim alarak mezun olacaklar, insanlara şifa dağıtacakları mesleklerine adım atacaklar.” şeklinde konuştu.

    “Eğitim hayatınızı dolu dolu geçirin.”

    Genç hekimlerden eğitim aldıkları süreci en iyi şekilde değerlendirmelerini isteyen Prof.Dr. Köse, en iyi sermayenin eğitilmiş insan gücü olduğunu hatırlattı. Dürüstlük kavramına da vurgu yapan Prof.Dr. Köse, genç hekimlerden bu kavramı mesleklerini icra ederken unutmayacakları değerlerin başına koymalarını istedi.  

    Prof.Dr. Köse, “Siz insanların en zor zamanlarında dertlerine derman olacaksınız. Bundan elde edeceğiniz mutluluğun hiçbir karşılığının olmadığını düşünüyorum. Hz. Peygamber’imizin dediği gibi, yaptığınız iyilik sizi sevindiriyorsa, yaptığınız hata sizi üzüyorsa ve onu bir özürle veya başka bir şekilde telafi edebiliyorsanız işte siz insan-ı kâmilsiniz.” dedi.

    Konuşmaların ardından Dekan Prof. Dr. Gökhan Köylüoğlu ile Tıbbiyeli Andını okuyan 164 İKÇÜ’lü genç, hekimliğe adım attı.

  • TIP FAKÜLTESİ ÖĞRENCİLERİNDEN EL YIKAMA ETKİNLİĞİ

    TIP FAKÜLTESİ ÖĞRENCİLERİNDEN EL YIKAMA ETKİNLİĞİ

    30 SANİYEDE BULAŞICI HASTALIKLARDAN KORUNUN

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi Sosyal Sorumluluk Projeleri (SSP) Koordinatörlüğü, "Dünya El Yıkama Günü" kapsamında İKÇÜ Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile İKÇÜ Çiğli Kampüste standlar açarak el temizliğinin önemine dikkat çekti.

    Tüm dünyada el yıkamanın yaygın olan bir alışkanlık olmamasının birçok hastalığa davetiye çıkardığının vurgulandığı etkinliklerde hasta, hasta yakınları ve üniversite öğrencilerine el yıkamanın önemi ve gerekliliği konularında bilgiler verildi, broşürler dağıtıldı.

    İKÇÜ Tıp Fakültesi Sosyal Sorumluluk Projeleri (SSP) Koordinatörlüğü’nden Dr. Öğr. Üyesi Funda Tengiz danışmanlığında, Tıp Fakültesi Öğrencileri Bünyamin Akça, Boratay Ulucan, Sibel Öncel, Şafak Değirmenci, Gizem Çetinyol, Halil Leygara ile Bilge Aydemir'in yürütücülüğünde gerçekleştirilen etkinliğe, İKÇÜ SSP Koordinatörü Prof. Dr. Dilek Yılmaz Çiftdoğan'da katılarak destek verdi.

     El hijyeninin önemine dikkat çekmek için Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNİCEF ) tarafından belirlenen El Yıkama Gününde, doğru el yıkama yöntemine değinen İKÇÜ Tıp Fakültesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Funda Tengiz, “Enfeksiyon etkenlerinin bulaşmasında ilk sırada rol oynayan mekanizma direkt temas ve bunun da en önemli vasıtaları ellerdir.” dedi.

    “En az 30 saniye.”

    Gerek kişinin kendi vücut maddeleri ile gerekse de hasta veya diğer kaynaklarla teması ile birçok enfeksiyonun oluşabileceğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Funda Tengiz, “El yıkamanın etkinliği, uygulama tekniğine ve süresine bağlıdır. Bir dakikalık yıkama süresinde ortalama 10 metreküp seviyesinde mikrop azalması olmaktadır. Yıkama süresinin 30 saniyeden az olduğu durumlarda ancak logaritmik azalmanın olduğu, 2 dakikayı aşan sürenin de fazla bir ilave yararı olmadığı tespit edilmiştir. En az 30 saniye ellerimizi ovuşturarak yıkamalıyız. Parmak aralarının, tırnakların ve el sırtının iyice yıkandığından emin olmamız gerekir. Duruladıktan sonra parmaklar yukarı gelecek şekilde tutularak kâğıt havluyla kurutulmalıdır.” diye konuştu.

    “Özellikle kış aylarında bulaşıcı hastalıklar yaygınlaşıyor.”

    Afet durumlarında bile ilk düşünülen uygulamalardan birisinin el yıkama düzeninin kurulması olduğuna işaret eden Dr.Öğr.Üyesi Tengiz, “Bulaşıcı hastalıkların yaygınlaştığı kış aylarında özellikle toplu taşım araçlarında, hasta kişilerin dokunduğu yerlere temas sonucu geçebilecek hastalıklardan, ishal ve solunum yolu hastalıklarından düzenli el yıkama alışkanlığı ile korunabiliriz. El hijyeni için 30 saniye ayırmak,  kendi sağlığımız ve toplum sağlığı açısından hayati önem taşır.” dedi.

     

     

  • Ülkemizde ve Dünyada Aşı Reddi

    Aşı Reddi ile Gelen Büyük Tehlike

    Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, aşı reddindeki oranlar bu şekilde artmaya devam ederse ülkemizde kızamık salgınlarının yaşanabileceğini ve çok uzun süredir görmediğimiz hastalıkların ortaya çıkabileceğini söyledi.

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Kurulu tarafından düzenlenen “Ülkemizde ve Dünyada Aşı Reddi” başlıklı konferans büyük ilgi gördü.

    SBÜ Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Büyük Amfi'de gerçekleştirilen konferansta, İKÇÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gökhan Köylüoğlu, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları AD Başkanı Prof. Dr. Bumin Dündar, Tepecik Çocuk Klinikleri Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Mehmet Helvacı ve Tepecik Hastanesi Başhekim Yardımcısı Uzm. Dr. Dilek Orbatu da hazır bulundu.

    Sürekli Tıp Eğitimi Kurulu Başkanı Doç. Dr. M. Yekta Öncel açılış konuşmasında "Aşı reddinin ülkemiz için giderek büyüyen bir sorun" olduğunu vurguladı ve sözü çocukluk çağı aşılamasında ülkemizin ileri gelen hocalarından Prof. Dr. Mehmet Ceyhan'a bıraktı.

    Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan ise "Aşı Karşıtları ile Mücadelenin" önemini vurgulayarak, aşının ne kadar vazgeçilmez bir korunma yöntemi olduğunu anlattı. Aşının bir sağlık personelinin insan sağlığı üzerine yapabileceği en büyük hizmet olduğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, sağlık profesyonellerinin aşı karşıtları ile mücadele etmesi gerektiğini vurguladı. Yazılı ve görsel medyada bazı meslektaşlarımızın ilgi çekmek ve şöhret kazanmak amaçlı aşı aleyhinde konuşmalar yaptığını, bunları dinleyen vatandaşlarımızın da son yıllarda çocuklarına aşı yaptırmaktan kaçındığını ve bu rakamların 2017 yılında 25000'e ulaştığını belirtti. Bu tablo devam ederse ülkemizde kızamık salgınlarının yaşanabileceğini ve çok uzun süredir görmediğimiz polio (çocuk felci) gibi hastalıkların ortaya çıkabileceğine dikkat çekti.

    Prof. Dr. Mehmet Ceyhan'ın ilgiyle takip edilen konferansı İKÇÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gökhan Köylüoğlu tarafından Sn. Ceyhan’a teşekkür belgesi takdim edilmesinin ardından sona erdi.

  • İKÇÜ’NÜN GENÇ DOKTORLARI KEP ATTI

    İKÇÜ’NÜN GENÇ DOKTORLARI KEP ATTI

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi 2017-2018 Eğitim Öğretim Yılı Mezuniyet Töreni coşkuyla gerçekleştirildi.

    6 yıllık zorlu tıp eğitimini başarıyla tamamlayan 96 genç İKÇÜ’lü doktor için düzenlenen törene Dekan Prof. Dr. Gökhan Köylüoğlu ev sahipliği yaparken;  Rektör Prof.Dr. Saffet Köse, Kurucu Rektör Prof.Dr. Galip Akhan, Rektör Yardımcıları Prof.Dr. Turan Gökçe, Prof.Dr. Adnan Kaya, Prof.Dr. Dr.İrfan Karadede, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Nurettin Ünal, Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Mustafa Emiroğlu, Dekanlar, Enstitü Müdürleri, öğretim üyeleri, Genel Sekreter Yardımcısı Enes Uzun ile salonu dolduran yüzlerce aile bu gurur tablosuna ortak oldu.

    “7 yılda önemli gelişmeler sağlandı.”

    İKÇÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gökhan Köylüoğlu, fakültelerinin yedinci öğretim yılını tamamlayarak, kuruluştan bu yana hızlı bir gelişim sürecine girdiğini kaydetti. Dekan Prof.Dr.Köylüoğlu, “39 anabilim, 20 bilim dalında görev yapan 135 öğretim üyesi ve Sağlık Bakanlığı kadrolarındaki 80 eğitim görevlisiyle birlikte toplam 215 akademik personelle eğitim vermektedir. Öğrencilerimiz temel eğitimlerini, Çiğli Kampüsünde, klinik eğitimlerini ise afiliasyon kapsamında olmak üzere İzmir’in en büyük iki hastanesi olan Atatürk ve Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanelerinde almaktadırlar. Bu yıl, verdiğimiz eğitimin kalitesini taçlandırmak amacıyla, çok az sayıda tıp fakültesinin sahip olduğu Ulusal Tıp Eğitimi akreditasyon belgesini almak için başvurmuş bulunmaktayız. Afiliasyondan kaynaklı bir takım sorunlarımız olmakla birlikte, tüm öğretim üyeleri ve öğrencilerimizle beraber bu belgeyi alacağımıza ve eğitimimizin uluslararası standartlarda olduğunu belgeleyeceğimize olan inancımız tamdır.” dedi.

    “Ne kadar övünseniz az.”

    6 yıllık zorlu tıp eğitimini başarıyla tamamlayan 96 genç İKÇÜ’lü doktor için düzenlenen töreninin bir gurur tablosu olduğunu kaydeden Prof.Dr. Köylüoğlu,  “İlk ve öncelikli olarak gururlanmayı hak edenler memleketimizin dört bir yanından törenimize gelmiş anneler, babalar, kardeşler ve akrabalardır. İkinci olarak gururlanmayı hak edenler elbette ki genç hekimlerimizdir. Bitirilmesi en zor ve en çok çalışma gerektiren fakülteyi nihayet başarı ile bitirdiler. Genç meslektaşlarım kendinizle ne kadar gurur duysanız azdır. Üçüncü olarak gururlanmayı hak edenler öğretim üyelerimizdir. Şu anda hocalarınızın gözlerinde, bir sanatçının, eserinin son haline bakarken ki taşıdığı gurur ve mutluluğu okuyabiliyorum. Tıp eğitimini almak ne kadar zor ise, bilinmesi gerekir ki vermekte en az onun kadar zordur. Bu açıdan bakıldığında bizim öğrencilerimizle aramızdaki ilişki, sadece hoca talebe ilişkisini değil aynı zamanda ömür boyu sürecek bir sevgi, saygı ve vefa gibi değerleri de barındıran bir usta çırak ilişkisidir.” diye konuştu.

    “Mutluluğu parada, pulda ya da şöhrette aramayın.”

    İKÇÜ’lü genç doktorlara tavsiyelerde de bulunan Dekan Prof.Dr. Köylüoğlu, “Genç meslektaşlarım, bundan sonraki yaşamınızda mutluluğu parada, pulda ya da şöhrette aramayın. Mutluluğu, yavrusun hayatını kurtardığınız bir annenin sevinç gözyaşlarında arayın. Mutluluğu, dayanılmaz sancılarını dindirdiğiniz bir hastanın minnettarlığında ya da bir kanser hastasının, hayatını kurtarmak için girdiğiniz ve saatler süren bir ameliyat sırasında akıttığınız terde arayın. Bir ya da binlerce hastanın şifa bulacağı bir keşif için harcadığınız yıllarda, döktüğünüz saçlarda veya çürüttüğünüz dirseklerde arayın. Çünkü bilin ki; manası, amacı ve hedefi olmayan bir hayatın ne size, ne de topluma faydası olacaktır. “ şeklinde konuştu.

    “Gönüllere girmekten daha değerli bir mutluluk aracı yoktur.”

    Gurur tablosundan duyduğu mutluluğu salonu dolduran genç doktorlarla paylaşan Rektör Prof. Dr. Saffet Köse de sözlerine başarı dilekleriyle başladı. Prof. Dr. Köse, “Bu başarıda emeği geçen başta öğretim elemanları olmak üzere, siz değerli ailelere, hastanemizin değerli yönetici ve çalışanlarına, bu kurumları oluşturan milletimize şükranlarımı sunuyorum. Siz İKÇÜ’nün genç doktorları olarak; insanlığın en zor anlarında, en sıkıntılı zamanlarında, çıkmaza girdikleri bir anda gönülden bir dokunuşla dertlerine derman olmanın, sıkıntılarını gidermenin, önlerini açmanın bahtiyarlığını yaşayacak, bir İngiliz’in deyimiyle “sağlığımı ver servetimi al” dediği bir anda “servetin senin olsun ben sağlığının iadesine talibim” diyerek ya da “sağlık baştaki taçtır, insan onu hasta olunca fark eder” Arap atasözünde geçtiği üzere tacını düşürenin tacını başa koyarak gönüllere girmenin bahtiyarlığına ereceksiniz. Hizmet, gönüllere dokunmaktır. Şahsen ben gönüllere girmekten daha değerli bir mutluluk aracı olduğuna inanmıyorum.” dedi. Prof. Dr. Saffet Köse, Yunus Emre’nin vecizesiyle sözlerini tamamladı:

    “Yunus der: Ey Hoca,

    İstersen var bin Hacca,

    Hepisinden iyice,

    Bir gönüle girmektir.

    Gönüllerde kalmanız dileklerimle hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.”

    Törende, Yaşar Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özge Usta tarafından aranje edilen eserlerin sunulduğu müzik dinletisi beğeniyle takip edildi.  Fakülte birincisi Dr. Aysu Okumuş, ikincisi Dr. Hacer Sena Akdeniz, üçüncüsü Dr. Hasan Demirbaş ile dönem mezunu doktorlar diplomalarını törene katılan protokolün elinden alırken; dönem birincisi Dekan Prof.Dr.Köylüoğlu’nun eşliğiyle mezuniyet kütüğüne plaket çaktı.

    Hekimlik Andını Prof.Dr.Köylüoğlu ile birlikte okuyan genç doktorlar, kep atarak mesleğe adım atmanın coşkusunu salonu dolduran İKÇÜ ailesiyle paylaştı.

  • 20. Ulusal Çocuk Nörolojisi Kongresi Bildiri Ödülü

    2-6 Mayıs 2018 tarihleri aralığında Türkiye Çocuk Nörolojisi Derneği tarafından KKTC'de düzenlenen 20. Ulusal Çocuk Nörolojisi Kongresine katılan İKÇÜ Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyelerinden Prof.Dr.Nihal OLGAÇ DÜNDAR ,Prof.Dr.Ayşe Berna ANIL ,Doç.Dr.Pınar GENÇPINAR 'ın " Çocuk Yoğun Bakım Kliniğinde Nonkonvulziv Nöbet ve Nonkonvulziv Status Epileptikusun Değerlendirilmesi" başlıklı bildiri ile birincilik ödülü almaya hak kazanmışlardır. Tebrik eder, başarılarının devamını dileriz.

  • TEGED Araştırma Ödülü 2018

    İKÇÜ Tıp Fakültesi’ne Tıp Eğitimi Araştırma Ödülü;

    İKÇÜ Tıp Fakültesi Tıp Eğitimi AD Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Funda İfakat TENGİZ “Mini Klinik Değerlendirme (Mini-CEX) Yönteminin Psikometrik Özelliklerinin ve Kullanışlılığının Değerlendirilmesi “Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Örneği”” isimli bilimsel araştırma çalışması ile “TEGED Araştırma Ödülü 2018” İkincilik Ödülünü kazandı. Öğretim üyemiz katıldığı X. Ulusal Tıp Eğitimi Kongresi’nde çalışmalarıyla Tıp Fakültemizi başarılı şekilde temsil ederek kongreden ödülle döndü. Kendisini ve Tıp fakültesini değerli çalışmalarından ötürü kutluyor, başarılarının devamını diliyoruz.

  • 26. Ulusal Neonatoloji Kongresi (UNEKO)'nde En İyi Poster Bildiri Ödülü

    Neonatoloji Bilim Dalı’na Türk Neonatoloji Derneği Ulusal Neonatoloji Kongresi’nde En İyi Poster Bildiri Ödülü

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Neonatoloji Bilim Dalı öğretim üyesi ve Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Kliniği Eğitim Görevlisi Doç. Dr. M. Yekta Öncel'in koordinatörlüğünü üstlendiği "ENDOTRAKEAL ENTÜBASYONDA NAZAL SEPTUM-TRAGUS FORMÜLÜ GÜVENİLİR Mİ?" başlıklı çok merkezli randomize kontrollü çalışma 14-18 Nisan 2018 tarihlerinde K.K.T.C de yapılan 26. Ulusal Neonatoloji Kongresi (UNEKO)'nde yaklaşık 500 poster içerisinden birinci olmuştur.

    Doç. Dr. M. Yekta Öncel çok merkezli olarak gerçekleştirdikleri bu çalışmanın Ulusal Neonatoloji Kongresi'nde bu ödüle layık görülmesinden onur duyduğunu belirtti. Dr. Öncel, bu çalışmada emeği olan başta Uzm. Dr. Özgün Uygur olmak üzere tüm ekip arkadaşlarına teşekkür etti.

  • Kanıt Temelli Klinik ve Politik Uygulamalar

    SAĞLIK TEKNOLOJİLERİ YERLİLEŞMELİ

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi “Kanıt Temelli Klinik ve Politik Uygulamalar” başlıklı konferansa ev sahipliği yaptı.

    İKÇÜ Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Büyük Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen konferansta, Türkiye Sağlık Politikaları Enstitüsü (TÜSPE) Başkanı Prof.Dr. Hasan Hüseyin Yıldırım, İKÇÜ Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yöneticisi Başhekim Prof.Dr. Nurettin Ünal da hazır bulundu.

    Sağlık teknolojileri alanında çalışan kamu kurum temsilcilerinin ve akademisyenlerin konuşmacı olarak yer aldığı konferansın açılışında konuşan İKÇÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof.Dr.Gökhan Köylüoğlu, Türkiye’nin son 10-15 yıldır sağlık alanında çok hızlı ilerlemeler kaydettiğini söyledi. 

    “Üretemezsek var olanı satın almak durumundayız.”

    Bunun sonucunda sağlık harcamalarının da arttığına dikkat çeken Prof.Dr.Köylüoğlu, “Kişi başına düşen milli gelir 10-11 bin dolaylarında  stabilleşti. Ekonomistler bunun en önemli sebeplerinden bir tanesinin ileri teknoloji üretmemizden kaynaklı olduğunu düşünüyor. İleri teknoloji üretmenin sektördeki en önemli birimlerinden bir tanesi de sağlık teknolojileridir. Sağlık teknolojilerini öncelikli olarak ülkemizde üretmeliyiz. Üretemezsek var olanı satın almak durumundayız.” dedi.

    Üniversitelerin en önemli görevlerinden birinin bilgi üretmek ve üretilen bilgiyi de teknolojiye çevirmek olduğunu vurgulayan Prof.Dr.Köylüoğlu, günümüzde sağlık teknolojilerinin artık bir bilim dalı haline geldiğini aktardı.

    Türkiye Sağlık Politikaları Enstitüsü (TÜSPE) Başkanı Prof.Dr.Hasan Hüseyin Yıldırım da “Türkiye’de Sağlık Teknolojisi Değerlendirme Tecrübeleri ve Mevcut Durum” başlığındaki oturumda bir konuşma yaptı.

    “Sağlık, bilim ve teknolojileri alanında iş birliği ağı oluşturuluyor.”

    TÜSEB olarak amaçlarının üniversite ve sanayi iş birliği modeli ile bilginin ürüne dönüştürülerek, planlı ve sürdürülebilir kalkınmaya destek sağlanması olduğunu aktaran Prof.Dr.Hasan Hüseyin Yıldırım, “Sizlerle birlikte, üniversitelerle birlikte, araştırma kurullarıyla birlikte, bilim insanları ve araştırmacılarla birlikte bu çalışmaları hep birlikte gerçekleştireceğiz. TÜSEB, sağlık, bilim ve teknolojileri alanında ülke ihtiyaçları doğrultusunda kurulan; Türkiye Kanser Enstitüsü, Türkiye Biyoteknoloji Enstitüsü,Türkiye Anne, Çocuk ve Ergen Sağlığı Enstitüsü, Türkiye Halk Sağlığı ve Kronik Hastalıklar Enstitüsü, Türkiye Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Enstitüsü, Türkiye Sağlık Hizmetleri Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü, Türkiye Sağlık Politikaları Enstitüsü’ne gerektiğinde yenilerini ekleyerek sağlık araştırmaları sahasında iş birliği ağı oluşturacaktır. Biz enstitümüzü tanıtırken Kelam ve Kalem Enstitüsü diyoruz. Bizde kelam ve kalem önemlidir.” diye konuştu.

    Kimler Katıldı?

    Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkan Yardımcısı Doç.Dr.Mert Vural, Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç.Dr.Zafer Çalışkan, Ankara Numune Sağlık Teknolojileri Değerlendirme Birimi Başkanı Doç.Dr.Rabia Kahveci, Özellikli Planlama Gerektiren Sağlık Hizmetleri Dairesi Başkanı Uzm.Dr.Bilgehan Karadayı, TÜSPE Sağlık Ekonomisi ve  Finansmanı Politikaları Uzmanı Dr.Birol Tibet, Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık ve Biyoteknoloji Koordinatörlüğü Sağlık Kurumları Yönetimi Uzmanı Nergis Ceydeli Konakçı da alanlarındaki tecrübeleri katılımcılarla paylaştı.

  • Türkülerde Hekimlik

    İKÇÜ Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitim Kurulu tarafından İKÇÜ AEAH Ameliyathane Büyük Konferans Salonunda gerçekleştirilen “Türkülerde Hekimlik” konulu sunum, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sait EĞRİLMEZ tarafından verildi.

    Prof. Dr. Sait EĞRİLMEZ, türkülerle büyüdüğünü, hayranı olduğu AŞIK VEYSEL’in gözlerini açma ideali ile doktorluk mesleğini sectiğini, her türküde bir dersin saklı olduğunu, gayesinin türkülerde verilen dersler çıkarıp bunları meslektaşları ile paylaşmak olduğunu belirtti. Sunumun ardından katılımcılar Prof. Dr. Sait EĞRİLMEZ’e bu kıymetli sunumu ve verdiği müzik ziyafeti için teşekkür edip coşkuyla ayakta alkışladılar. Program Prof. Dr. Sait EĞRİLMEZ ve gitar ile eşlik eden Ersin İŞİTMEZ’e çiçek takdim edilmesi ile sona erdi.




Başa Dön