DUYURULAR
daha fazlası >
ETKİNLİKLER
daha fazlası >
HABERLER
daha fazlası>
  • İKÇÜ TIP FAKÜLTESİ MEZUNLARI KEP ATTI

    İKÇÜ TIP FAKÜLTESİ MEZUNLARI KEP ATTI

    Memleketin dört tarafına şifa götürmek üzere yola çıktılar…

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Türk ve dünya tıbbına 119 genç hekimi kazandırmanın haklı gururunu ve mutluluğunu yaşadı. İKÇÜ’lü hekimlerin mesleğe ilk adımı attığı tören, ailelerin yoğun ilgisiyle Aşık Veysel Rekreasyon Alanında yapıldı.

    Törene, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Barış Önder Pamuk ev sahipliği yaparken; Rektör Vekili Prof.Dr. Turan Gökçe, Manisa İl Jandarma Komutanı Tuğ.Gen.Erhan Can, Çiğli Belediye Başkanı Utku Gümrükçü, Rektör Yardımcıları, Dekanlar,  öğretim üyelerinin yanı sıra çok sayıda aile gençlerin coşkusuna ortak oldu.

     “Sağlık artık şiddetle anılmasın.”

    Dönem birincisi Dr. Cansu Büyüktarakçı, onları her anlarında destekleyen ailelere,  üzerlerinde emeği olan, hekimliğin meslek değil bir yaşam biçimi olduğunu öğreten hocalarına teşekkür etti. Dr.Büyüktarakçı, sağlık çalışanlarına yapılan şiddet konusundaki üzüntülerini de paylaşarak; “Araştırmalar 6 yılda 68 bin sağlık çalışanının şiddete maruz kaldığını, her saat başı ise bir doktorun şiddete maruz kaldığını söylüyor. Oysa ki hayatımızı adadığımız mesleğimizden aldığımız en büyük motivasyon hastalarımızın bize duyduğu güven ve onların mutluluğudur. Haklarımızın korunacağı düzenlemelerin yapılmasını istiyor, yolun çok başında olduğumuz bu meslekte bu üzücü durumların değişmesini umuyoruz.” şeklinde konuştu.

    “İzmir’de okumanın hakkını verdik.”

    Dönem temsilcisi Dr. Hasan Demirbaşoğlu da 6 yıllık bir hikayenin son cümlesini yazdıklarını söyledi. Yeni kurulan bir üniversitenin dinamizminden güç alarak kendilerini geliştirmek ve bölgenin en büyük hastanesinde eğitim alma düşüncesiyle İKÇÜ’yü tercih ettiklerini belirten Dr. Demirbaşoğlu, “6 yılda İKÇÜ bize değişmeyen tek şeyin değişim olduğunu gösterdi. Aydınlıkevler’de başladığımız eğitimimiz, Tepecik, Yeşilyurt, Balatçık, Çiğli, Narlıdere, Karşıyaka ve Bayraklı’da devam etti. Çeşme’de balomuzu yaptıktan sonra bugün Bornova’da mezun oluyoruz. Bizler İzmir’de okumanın tam anlamıyla hakkını verdik.” dedi.

    “Memleketin dört tarafına ilim ve şifa götürmek üzere yola çıkıyoruz.”

    Hekim olarak mezun olmanın heyecanını konuklarla paylaşan Dr. Demirbaşoğlu, “Bu işe gönül veren hocalarımızın gayretleriyle ve kendi gayretlerimizle, gerek teorik gerek pratik ülke standartlarının üstünde vaka sayısı ve çeşitliliği, en önemlisi hastaya dokunma şansı ile iyi bir eğitim aldık.  Donanımlı birer hekim olan İKÇÜ Tıp Fakültesi mezunları,  Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kendini emanet ettiği Türk Hekimleri olarak; İzmir’in dağlarında birer çiçektik,  açtık. Şimdi memleketin dört tarafına ilim ve şifa götürmek üzere yola çıkıyoruz.” diye konuştu.

    “Sizler bizim yerimizi alacaksınız.”

    En az öğrenciler ve aileler kadar heyecanlı olduklarını kaydeden İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Barış Önder Pamuk, bundan sonraki süreçte gençlerden gelecek başarı öykülerini duymanın en büyük mutlulukları olacağını söyledi. “Benim mezun olmam sonrasında sizin karşınızda kürsünün bu tarafında olmam için 21 yıl geçti. Bundan 20 yıl sonra sizler aldığınız eğitimle bizlerin yerlerini alacaksınız.” diye meslektaşlarına seslenen Prof.Dr. Pamuk, coğrafyamızda tarih boyunca insan sağlığına önemli katkılarda bulunan hekimlerin yetiştiğine de dikkat çekti.  Prof.Dr.Pamuk, “Fakülteye ilk girdiğiniz günden itibaren sayısız kez duyduğunuz hekimliğin temel kanunu ‘Önce zarar verme ‘ diyen Hipokrat biraz güneyimizde Bodrum’un hemen karşısında İstanköy / Kos adasında yaşamıştır. İbn-i Sina’nın eserleri 14, 15. Yüzyıla kadar Avrupa’da tıp eğitiminde yer almıştı. Coğrafyamız tarih boyunca insan sağlığına önemli katkılarda bulunan hekimler yetiştirmiştir. Sevgili Öğrenciler sizler böyle bir coğrafyada ve tarihsel süreçte hekimliğe adım atmaktasınız.” şeklinde konuştu.

    “9 yılda büyük başarılar kazanıldı.”

    İKÇÜ Tıp Fakültesinin  kuruluşundan itibaren dokuz yıl gibi kısa bir süre geçmesine karşın geldiği başarılı noktaya dikkat çeken Dekan Prof.Dr.Pamuk, “Türkçe tıp eğitimi programımızın mezuniyet öncesi tıp eğitimi ulusal standartlarını karşıladığı ve 2025 tarihine kadar akredite edildiği açıklandı. Fakültemiz alınan bu belge ile Sağlık Bakanlığı hastaneleri ile afiliasyon yapılarak kurulan Tıp fakülteleri içerisinde akreditasyon belgesi alan ilk tıp fakültesi olmuştur. Ülkemizdeki sekseni aşkın tıp fakültesi içerisinde öğretim üyesi başına yayımlanan makale sayısı açısından 17. sırada yer alan fakültemiz araştırmaya verdiği önemi ortaya koymaktadır.” dedi.

    “Vicdanınız, kalbiniz rehberiniz olsun.”

    Son olarak meslektaşlarına tavsiyelerde bulunan Prof.Dr. Barış Önder Pamuk, fakültelerine katkı sunanlara teşekkürlerini iletti. Prof.Dr. Pamuk: “Vicdanınız, kalbiniz rehberiniz olsun. Doğruluktan, dürüstlükten, adaletten hiçbir zaman ayrılmayın. Vatan ve millet sevgisi ile birlikte üzerinize düşen görevleri en iyi şekilde yerine getiriniz. Bir hastayı hayata döndürmek, tedavisi ile ona yarar sağlamak ve kendisini ve sevdiklerini sevindirmenin hazzı hiçbir meslekte bu derece hissedilemez. Eğitim ile ilgili her konuda bize destek olan, fakültemizin akredite olmasında büyük katkıları olan üniversitemizin rektörü Sayın Prof.Dr.Saffet Köse’ye, üniversitemizin kurucu Rektörü Sayın Prof.Dr. Galip Akhan’a, eğitim kalitesini artırarak yürüten çok saygı değer öğretim üyelerimize, birlikte çalıştığımız eğitim ve öğretim faaliyetlerimize katkı sunan çok değerli Sağlık Bakanlığı Eğitim görevlilerine, ülkemizin gururu böylesine akıllı, ahlaklı, örnek çocuklar yetiştiren ve bize güven içinde emanet eden siz çok değerli velilerimize, bize desteklerini esirgemeyen tüm idari personelimize teşekkürlerimi sunarım.”

    “Tarihten gelen sorumluluk ve ‘Tıbbiyeli’ bilinci…”

    Rektör Vekili Prof.Dr.Turan Gökçe de mezunların, yerli düşünen, milli değerlere saygılı, evrensel değerlere bağlı hekimler olarak tüm insanlığa hizmet edeceklerine olan inancını paylaştı. Tarihten gelen sorumluluk ve ‘Tıbbiyeli’ bilincine işaret eden Prof.Dr. Gökçe, “Çanakkale Cephesine gidenlerden hiç birinin dönmemiş olması sebebiyle bir dönem mezun verememiş olan Tıbbiye gerçeği hepiniz tarafından sadece bilinmekle kalmamalı, hissedilerek bir bilince dönüşmelidir.  Sizler, altı yılda aldığınız eğitimle, sadece güncel bilimsel bilgiyi değil, sadece İbni Sina’yı değil, aynı zamanda Türk tababet tarihinin önemli bir değeri olan Hekim Hacı Paşa gibi isimlerin ifade ettiği anlamı da bilen, modern tıbbın ileri bilgi ve becerileri ile donanmış, yerli düşünen, milli değerlere saygılı, evrensel değerlere bağlı; muayene-teşhis ve tedavi sürecinde giderek yaygınlaşan, mekanikleşen hekim-hasta ilişkisini, olması gerektiği kadar yeniden “insanileştiren” genç hekimler olarak hizmet vereceksiniz. Bu bilinçte tıbbiyeliler ve genç hekimler olarak, gerektiğinde sizlerin de sorumluluktan ve fedakârlıktan kaçınmayacağınıza eminim. İnanıyorum ki her biriniz 6 yılda edindiğiniz bilgi, beceri ve donanım yanında insani ve ahlaki değerlere bağlı, Türkiye’nin ihtiyacı olan genç hekimler olarak ülkemize, milletimize ve insanlığa hizmet edeceksiniz.” dedi.

    Prof. Dr. Aziz Sancar örneği…

    Nobel ödülü alan, “Bunu bütün eğitimimi aldığım ülkeme ve milletime borçluyum.” diyerek milletine olan vefa duygusunu ifade eden Prof. Dr. Aziz Sancar örneğini hatırlatan Prof.Dr.Gökçe, ”Mezuniyet sonrasında bilim yolculuğunu tercih edenleriniz arasından büyük ödüllere layık olanlar çıktığında, Prof.Dr.Aziz Sancar gibi vefa duygusunu ifadeden sakınmayacaksınız. Birleri tefrika çıkarmak için sizin etnik mensubiyetinizle uğraşsa da alacağınız ödülün tamamını bulunduğunuz ülkede faaliyet gösteren “Türkevi” gibi kurumların geleceği için bağışlama büyüklüğü göstererek ders vereceksiniz. İKÇÜ Tıp Fakültesi mezunları olarak, birbirinizle ve bizimle irtibatı koparmayın. Burada kazandığınız dostluk ve arkadaşlıkları unutmayın. Vefa’nın en önemli insani değerlerden biri olduğunu aklınızdan çıkarmayın.” şeklinde konuştu.

    Genç hekimler mezuniyet belgelerini hocalarının elinden alırken; hipokrat andını Dekan Prof.Dr.Pamuk önderliğinde içen mezunlar keplerini havaya atarak mezuniyet sevincini tüm konuklarla paylaştı.

  • Ölçme Değerlendirmede İyi Uygulamalar Sempozyumu

    İKÇÜ Tıp Fakültesi MÖTEK organizatörlüğünde “Ölçme Değerlendirmede İyi Uygulamalar “ sempozyumu ile 2019-2020 eğitim öğretim yılı hazırlıklarına başladı. Prof. Dr. Nihal Olgaç Dündar, Prof. Dr. Yaprak Seçil ve Dr. Öğr. Üyesi Funda Tengiz tarafından düzenlenen organizasyona Tıp Fakültesi Dönem Koordinatörleri ve Ders/Staj sorumluları katıldı. Açılışını Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Barış Önder Pamuk’un yaptığı sempozyumda ölçme değerlendirmeye giriş, formatif sınavlar, mini klinik sınav, OSCE gibi sınavları uygulayan birimlerin deneyimleri de paylaşıldı ve iyi uygulamaların yaygınlaştırılması amacıyla bilgi paylaşımı yapıldı. Bu gibi eğitimlerin devam etmesi temennisi ile sempozyum son buldu.  

  • Hematopoietik Kök Hücre Nakillerinde Kemik İliği Bankasının Önemi

    Hematopoietik Kök Hücre Nakillerinde Kemik İliği Bankasının Önemi

    Tepecik Hastanesi’nde “Hematopoietik Kök Hücre Nakillerinde Kemik İliği Bankasının Önemi” Toplantısı düzenledi.

    Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitim Kurulu, İKÇÜ Bilimsel Araştırmalar Topluluğu, İKÇÜ Hücre, Doku, Organ Nakli Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü tarafından “Hematopoietik Kök Hücre Nakillerinde Kemik İliği Bankasının Önemi” toplantısı düzenledi

    İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbı Biyoloji Ana Bilim Dalı, Kemik İliği Bankası Koordinatörü Prof. Dr. Fatma Savran Oğuz tarafından düzenlenen bilimsel toplantıda “Hematopoetik Kök Hücre Nakillerinde Kemik İliği Bankasının Önemi”ne dikkat çeken sunum gerçekleştirildi. Sunumda kemik iliği bankalarının faaliyetleri, hematopetik kök hücre nakli için uygun donör olma kriterleri ve transplantasyon için kök hücre kaynakları hakkında bilgi verildi.

    Tıbbı Biyoloji Ana Bilim Dalı, Kemik İliği Bankası Koordinatörü Prof. Dr. Fatma Savran Oğuz yaptığı sunumda “Diğer pek çok organ bağışçısının aksine kök hücre bağışçıları canlı yani yaşayan kişilerdir. Sağlık durumu iyi olan özellikle bulaşıcı hastalıklara, bağışıklık sistemi hastalıklarına sahip olmayanlar, 50 kilonun üzerinde ve 18-50 yaş arasındaki herkes verici olabilir. Her şeyden önce verici sağlıklı olmalıdır. Vericiden alıcıya geçebilecek herhangi bir sağlık sorunu olmamalıdır. Günlük rutin işlerden geri kalma veya felç, kısırlık, hastalık bulaşması gibi yanlış duyumlar kök hücre bağışında bulunmamaya neden olmaktadır. Kemik iliği bankalarının amacı hastalara en uygun verici adayını en kısa zamanda bulmaktır. Amacının gerçekleştirmenin en önemli basamağı veri tabanına kaydettiği verici sayısının artırılması oluşmaktadır. Bu amacın en iyi şekilde gerçekleşmesi için kök hücre bağışı konusunda toplumsal farkındalık kadar, toplumsal bilinç de çok önemlidir” dedi.

    Hematopoietik Kök Hücre Nakillerinde Kemik İliği Bankasının Önemi” yapılan bilimsel tartışmanın ardından Prof. Dr. Fatma Savran Oğuz’a verilen teşekkür belgesiyle sona erdi. Teşekkür belgesi İKÇÜ Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitim Kurulu Başkanı Doç. Dr. M. Yekta Öncel, İKÇÜ Bilimsel Araştırmalar Topluluğu Başkanı Tıp Fakültesi Öğrencisi Ece Akçay ve İKÇÜ Hücre, Doku, Organ Nakli Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. İbrahim Pirim tarafından takdim edildi.

     

  • İKÇÜ TIP FAKÜLTESİ AKREDİTASYON BELGESİNİ TÖRENLE ALDI

    İKÇÜ TIP FAKÜLTESİ AKREDİTASYON BELGESİNİ TÖRENLE ALDI

    İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi düzenlenen resmi törenle Tıp Eğitimi akreditasyon belgesini aldı. Belgeyi, Tıp Eğitim Programlarını Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (TEPDAD) Başkanı Prof. Dr. İskender Sayek takdim etti.

    Rektör Prof.Dr. Saffet Köse, akademik ve idari personel ile tıp öğrencilerinin katıldığı törende, Ulusal Tıp Eğitimi Akreditasyon Kurulu (UTEAK) tarafından değerlendirilen, Türkçe Tıp Eğitimi Programının niteliği tescillenen İKÇÜ Tıp Fakültesinin başarısını tebrik etti.

    “Öğrenci tercihlerine, öğrencilerimizin başarısına katkı sağlayacak.”

    Bu süreçte emeği geçen herkese şükranlarını sunan Rektör Prof. Dr. Saffet Köse, “Bu başarı önemlidir ama devamındaki süreç daha da önemlidir.” diye konuştu. Değer kavramı üzerinde duran Prof.Dr. Köse, Einstein'ın ‘Başarı önemlidir ama değerler daha önemlidir.’ sözünü hatırlattı. Rektör Prof.Dr. Köse,” Tıp eğitiminin değerlerinin bu akreditasyon vesilesiyle devam ettirileceğine inanıyorum. Bu başarının öğrenci tercihlerinde, öğrencilerimizin başarısında, mezun öğrencilerimizin yurt içi ve yurt dışı programlara katılmasında ve fakültemizin başarısında önemli rol oynayacağını düşünüyorum.” dedi.

    Tıp Öğrencileri adına konuşan Şafak Yalçınkaya, akredite olan bir fakülteden mezun olmaktan duydukları mutluğu paylaşırken; bu başarıda emeği geçen herkese teşekkür etti.

    Tıp Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Gökhan Köylüoğlu ise Tıp Eğitimimizin kalitesinin ulusal ve uluslararası çerçevede taçlandırılmasının gururunu yaşadıklarını belirtti.

    Dekan Prof.Dr. Köylüoğlu, “Fakültemiz kurulduğu günden bu yana tıp eğitimi konusunda adeta ilmek ilmek dokunarak bugünlere geldi. Bu sürecin başarıya ulaşmasında en önemli faktör katılımcılık ve kapsayıcılıktır. Akreditasyon sürecine tüm öğretim üyeleri, idari personel ve öğrencilerimizle birlikte karar vererek yola çıktık ve hep birlikte çalıştık. Başarı hiç kuşkusuz hepimizindir. 2025 yılına kadar akredite olduk ancak bu bizim için bir başlangıç, Tıp eğitimi konusunda ulusal ve uluslararası standartları artırarak koruyacağız dedi. Ayrıca sürecin başarıya ulaşmasında katkısı olan bütün paydaşlara teker teker teşekkür etti.

    Tıp Eğitim Programlarını Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (TEPDAD) Başkanı Prof. Dr. İskender Sayek ise ‘Gelecekte Tıp Eğitimi’ başlıklı bir sunumla katılımcılara seslendi. “Bu belgeyi almak işin başlangıcı, bundan sonraki süreç daha zorlu.” şeklinde konuşan Sayek, kaliteyi devam ettirmek ve daha da ileri taşımanın önemine vurgu yaptı.

    Prof. Dr. Sayek, “Öğrenciler dahil olmak üzere tüm bileşenlerin gelişmeyi sağlayacak adımları atmasını beklemekteyiz. Fakülte kendini ne kadar geliştiriyor görmek istiyoruz. Yıllık gelişim raporlarını özellikle eğitimle ilgili olarak neler yaptığınızı bize bildirmenizi bekliyoruz. Geleceğin hekimlerini yetiştirirken daha iyi bir tıp eğitimi için daha çok düşünmemiz ve planlarımızı ona göre yapmamız lazım. Tüm değişim, beklenti ve tehditlere karşı en önemli aracın ‘iyi hekimlik’ kavramının içselleştirilmesi olduğunu vurgulamak istiyorum.” şeklinde konuştu.

    Konuşmaların ardından Prof. Dr. Sayek akreditasyon belgesini Dekan Prof.Dr.Köylüoğlu’na takdim etti.

  • Teşekkür Ödülü

    T.C. Sağlık Bakanlığı, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Dr. Hakkı GÜRSÖZ tarafından, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Dilek YILMAZ ÇİFTDOĞAN 'a ülke genelinde yapılan ''Akılcı İlaç Kullanımı Eğitiminlerine'' verdiği desteklerden ötürü teşekkür ödülü verildi.

  • İZMİR KATİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ’NDE ORGAN BAĞIŞI STANDI AÇILDI!

    İZMİR KATİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ’NDE ORGAN BAĞIŞI STANDI AÇILDI!

    Çiğli İlçe Sağlık Müdürlüğü ve İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD işbirliğiyle İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi 2018-2019 Eğitim-Öğretim Yılı Bahar Şenlikleri kapsamında 2-3 Mayıs 2019 tarihlerinde “Organ Bağışı Standı” kuruldu. Standın kurulmasında önemli destekleri olan Tıp Fakültesi Dekanlığı adına Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Tijen KAYA TEMİZ ve Halk Sağlığı AD Başkanı Doç. Dr. Mustafa TÖZÜN standa ziyarette bulundular. Standda organ bağışının nasıl yapılabileceği ve önemi üzerine bilgilendirme yapılmaktadır ve organ bağışı yapmak isteyen gönüllülerden organ bağışı formunu doldurmaları istenmektedir.

    Organ nakli; herhangi bir nedenle görevini yapamayan bir organın yerine canlıdan, kadavradan ya da beyin ölümü gerçekleşmiş bir kişiden alınan sağlam organın nakledilmesi olarak tanımlanmaktadır.  Organ bağışı ise kişinin serbest iradesi ile hayatta iken veya tıbben yaşamı sona erdikten sonra doku ve organların başka hastaların tedavisi için kullanılmasına izin verilmesi ve bunun belgelendirmesidir. Organ bağışı ile pek çok ölümcül hastalığa sahip hasta yaşama tutunmaktadır. Buna karşılık ülkemizde toplumun organ bağışı hakkında bilgi yetersizliği ve bu konuya duyarsız olması organ nakillerinin düşük olmasının nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı da organ-doku bağışının dini açıdan herhangi bir sakınca yaratmadığını, aksine insanların birbirlerine yapabilecekleri önemli bir yardım olacağını bildirmektedir.

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi ile Çiğli İlçe Sağlık Müdürlüğünün organ bağışı konusundaki çalışmaları bundan sonra da devam edeceği bildirildi.  

     

  • Eğitim Felsefesi

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Kurulu "Eğitim Felsefesi" başlıklı konferansa ev sahipliği yaptı. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hatice Şahin'in sunduğu konferans 25 Nisan 2019 günü İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesinde gerçekleştirildi. Açılışını Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gökhan Köylüoğlu'nun yaptığı konferansa öğretim üyeleri, araştırma görevlileri ve öğrenciler tarafından yoğun ilgi gösterildi. Prof. Dr. Gökhan Köylüoğlu etkili ve güzel konuşması için Prof. Dr. Hatice Şahin'e ve organizasyon için Sürekli Tıp Eğitimi Kuruluna teşekkür etti. "  

  • Mesleksel Beceriler Çalıştayı

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitici Eğitimleri devam ediyor.  Prof. Dr. Ayşe Berna Anıl ve Dr. Öğr. Üyesi Funda Tengiz  tarafından hazırlanarak Dekanlıkça düzenlenen "Mesleksel Beceriler ve Küçük Grup Eğitimleri, Geribildirim ve öğrenme üzerine katkısı" eğitimine katılan öğretim üyelerimiz "öğrencilerimize yararlı olabilmek, eğitim öğretimde günceli yakalayabilmek için kendilerini geliştirdiklerini ve keyifli, verimli bir eğitim geçirdiklerini" ifade ettiler. Dekanımız Prof.Dr. Gökhan Köylüoğlu öğretim üyelerimize teşekkür etti. Fakültemizi her alanda daha ileriye taşımak için öğretim üyelerimizin katkısının çok önemli olduğunu belirterek katılım belgelerini takdim etti. "

  • II. Kariyer Günleri

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi, öğrencilerinin kariyerlerine yol gösterici olmak amacıyla düzenlenen “II. Kariyer Günleri”ni 19 Nisan 2019 tarihinde İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Konferans salonunda gerçekleştirdi. Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gökhan KÖYLÜOĞLU 'nun açılışını yaptığı etkinliğe İzmir İl Sağlık Müdürlüğü, Acil Sağlık Hizmetleri, Sağlıklı Hayat Merkezi, Sektörde özel çalışan hekimler, akademisyenler ve öğrencilerin yoğun katılımı oldu.  Uzmanlıktan Akademisyenliğe, özel muayenehanecilikten Medikal Müdürlüğe, Acil sağlık hizmetlerinden işyeri hekimliğine kadar farklı çerçevelerde hekimliğin görüşüldüğü etkinlik "TUS mu Zil'i Çalın" oturumuyla son buldu. Kariyer Günleri "hekimlik mesleğinin zorlu, özveri ve çok çalışma gerektirdiği, mesleğini severek ve yaptığı işi en iyi yaparak başarılı olunabileceği" mesajıyla sona erdi. Öğrenciler, farklı mesleki kariyer olanaklarını tanıma fırsatı buldukları etkinlikten çok yararlandıklarını ifade ettiler. 

  • Antibiyotik Direnci Artıyor

    Kelime anlamı ‘’Hayat karşıtı’’ olan antibiyotikler, bakteriyel enfeksiyon hastalıklarının tedavisinde yıllardır kullanılmakta olup, insan sağlığı ve hayatın devamlılığında çok büyük öneme sahiptir. Ancak antibiyotiklerin uygun endikasyonda, uygun doz ve uygulanım yolları ile verilmesi gerekmektedir. Antibiyotik tedavisi hastalığın tedavisi, sağ kalım ve komplikasyonların önlenmesinde önemlidir. Unutulmamalıdır ki, bir ikram olmayan antibiyotikler; doğru tanı sonrasında uygun doz ve uygun yoldan verildiği sürece etkilidir.

    Antibiyotiklerin uygunsuz ve aşırı kullanılması, bakterilerde direnç gelişimine neden olabilir. Bakteriler, çevresel değişimlere çok hızlı bir şekilde uyum sağlayabilmektedir. Belirli bir antibiyotiğe karşı direnç, antibiyotiğin tedavi dozunda dirençli bakterileri öldüremediğini veya çoğalmalarına engel olamadığını ifade etmektedir. Antibiyotik direncine sahip bakteriler söz konusu antibiyotiğin kullanımında, dirençli olmayan bakterilere göre avantajlı hale geçerler ve belirli bir süre sonra ortamdaki bu tür bakterilerin çoğu o antibiyotiklere karşı dirençli hale gelirler. 

    Antibiyotik direnci tüm dünyada önemli bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Antibiyotik dirençli bakterilerle gelişen enfeksiyon hastalıkları ölüm oranlarının artmasına, hastanede kalış sürenin uzamasına ve sonuç olarak maliyetin de artışa neden olmaktadır. Bu nedenlerle gerek DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü), gerekse ülkemizde Sağlık Bakanlığı Akılcı İlaç Kullanımı Daire Başkanlığı tarafından akılcı antibiyotik kullanımı için birçok faaliyet gerçekleştirilmekte, projeler yürütülmektedir.

    Haberin detayları için tıklayınız.

  • İKÇÜ Tıp Fakültesi Satranç Takımı İkinci Oldu

    14 Mart Tıp Bayramı Haftası etkinlikleri kapsamında İKÇÜ Tıp Fakültesi ev sahipliğinde 11 Mart 2019 tarihinde yapılan Takım Satranç Turnuvasında Metin Çakıroğlu, Furkan Tokat ve İlhan Şafak Yalçınkaya’dan oluşan Tıp Fakültesi Satranç Takımımız ikinci oldu. Turnuvada birinciliği Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi A Takımı, üçüncülüğü ise Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi B Takımı aldı. Oldukça keyifli geçen turnuvanın kupa ve madalyaları Atatürk Kültür Merkezinde yapılan 14 Mart Tıp Bayramı Resmi Töreninde takımlara verildi.

  • KALP DAMAR CERRAHİSİNDEN BÜYÜK BAŞARI

    KALP DAMAR CERRAHİSİNDEN BÜYÜK BAŞARI

    Dört günde iki kalp nakli!

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Kliniği’nde dört günde iki kalp nakli başarı ile gerçekleştirildi.

    Türkiye’deki 15 merkezden biri olan, İzmir’de de kalp nakli yapan iki klinikten biri olarak  2015 yılından bu yana kalp nakili ve kalp destek cihazları konusunda faaliyet gösteren,  İKÇÜ  Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Kliniği başarılı nakillerine yenilerini ekliyor.

    İKÇÜ Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr.Ali Gürbüz’ün koordinatörlüğündeki ekip son olarak dört gün içerisinde iki nakil gerçekleştirerek önemli bir başarıya imza attı.

    Dört günde iki nakil!

    Nakillerle ilgili bilgi veren Prof.Dr. Ali Gürbüz, kliniklerinde nakil operasyonlarının yanı sıra diğer operasyonların da başarıyla gerçekleştirildiğini ifade etti. Prof.Dr. Gürbüz, “Ülkemizde nakil ruhsatına sahip 15 merkez var. Ruhsatın yanında iyi yetişmiş bu konuda deneyimlenmiş kişilerden oluşan bir ekibinizin ve iyi bir alt yapınızın olması gerekiyor. Ekip olmadan nakil olmaz. Bizim de çok tecrübeli bir ekibimiz var. Bu sayede dört günde iki kalp naklini başarıyla gerçekleştirdik. Sadece nakil değil alanında her türlü ameliyatın yapıldığı öncü bir kliniğe sahibiz.” dedi.

    1 milyon kişiye bir kalp nakli düşüyor!

    “Bizi engelleyen en büyük sıkıntı donör sıkıntısı.” diyerek bağış oranlarının oldukça düşük olduğuna dikkat çeken Prof.Dr.Gürbüz,  son rakamlara göre Türkiye’de kalp nakli bekleyen kişi sayısının 800 ile 1000 hasta civarında olduğunu ve bu rakama yeni hastaların eklendiğini söyledi. Prof.Dr.Gürbüz, “Türkiye’deki tüm merkezlerde yılda ortalama 80 civarında kalp nakli yapılıyor. Nakil bekleyen hasta sayısını düşündüğümüzde Türkiye’de 1 milyon kişiye bir kalp nakli düşüyor şeklinde bir oranla karşı karşıyayız. Nakil bekleyen, kalp yetmezliği olan, ileri devre kalp hastalığı olanların tedavileri önemli ölçüde aksıyor. Kliniğimizde acil diye tabir ettiğimiz artık son safhada müdahale gerektiren iki hastamız var. Bu hastalarımız kalp yetmezliğini son evresindeler, ileri derecede tıbbi tedavi alıyorlar ve müdahale edilmezlerse birkaç ay içerisinde kaybedeceğiz.” diye konuştu.

    “Aileler nakile engel olabiliyor.”

    Donör sayısının düşüşünde bir diğer faktörün aileler olduğunu belirten İKÇÜ Tıp Fakültesi Prof.Dr.Gürbüz, naklin yapılabilmesi için beyin ölümü gerçekleşen ve kalbi hala çalışan hastaların yakınlarının olur vermesi gerektiğini vurguladı. Prof.Dr.Gürbüz, “Kadavradan kalp nakli yapılamaz. Bunun için kişi sağlıklıyken gönüllü olmakta ve bağışçı olduğuna dair kendisine bir belge verilmektedir. Ama o belge yeterli olmamaktadır. Çünkü kişinin beyin ölümü gerçekleştikten sonra devreye aileler giriyor. Aile fertlerinden onay çıkmayabiliyor. Bu da bağış oranını düşürüyor. Beyin ölümü gerçekleşen ve nakile uygun 100 kişiden sadece 25’i nakil hastasına dönebiliyor.” dedi.

    “Yasal düzenleme şart.”

    Bağış konusuna bakış açısında bölgesel farklılıklarında gözlemlendiğini kaydeden Prof.Dr.Gürbüz, yasal düzenlemelerin revize edilmesinin gerekliliğine vurgu yaptı. Prof.Dr.Gürbüz, “Aslında dünyada da durum aynı. Nakil sayıları fazla olmakta birlikte nakil bekleyen hasta sayısı çok çok daha fazla. Donör yetmiyor. Bu konuda daha fazla bilinçlenmemiz gerekiyor.” şeklinde konuştu.

    Nakil bulunamazsa kalp pompası cihazı…

    Tıbbın bu sürece müdahale edebilecek çözüm yolları geliştirdiğine de işaret eden Prof.Dr.Gürbüz kalp pompası denilen bir cihazla nakil hastasının yaşam süresine ve kalitesine katkıda bulunulduğunu ifade etti. Prof.Dr.Gürbüz, “Tabii ki  önce ilaç tedavisi uygulanıyor. İlaç tedavisinin yetmediği noktada mekanik destek sistemleri dediğimiz cihazları hastalara monte ediyoruz. Bu cihazlar kalıcı olabiliyor ya da kalp bulununcaya kadar hasta bu cihazla yaşayabiliyor. Kalp pompası dediğimiz cihaz kalbin yerine geçebilecek özelliğe sahip. Bunu hastalara takarak hem tedaviye destek olunuyor, hem de yaşam süresine katkı sağlanıyor. Bu sürede de uygun nakil çıkabiliyor. Bu cihazlardan 4-5 yıl destek alarak yaşayan hastalarımız var. Bataryası ve çantasıyla hasta kalbini elinde taşıyor.” dedi.

  • Sinema ve Tıp

    Tıp Fakültesi Öğrencileri 2018-2019 Eğitim öğretim yılında da eğlenerek öğrenmeye devam ettiler. “Sinema ve Tıp” Seçmeli dersi kapsamında öğrenciler tıp ve sağlık ile ilgili sinema filmlerini izlediler ve iletişim becerileri, hekimlik mesleği ve etiği özelinde tartıştılar. Dersin Finali kapsamında hazırladıkları sunumları sunarak, posterlerini sergilediler. Dersin yürütücüsü Öğretim Üyeleri Doç. Dr. Selen Bahçeci ve Dr. Öğr. Üyesi Funda Tengiz öğrencilerin çalışmalarını değerlendirdiler ve öğrencilerin hekimlik mesleği, hastalıklar ve hasta-hekim iletişimi açısından değerli kazanımlar elde ettiklerini düşündüklerini dile getirdiler. Dersin Finalinin yılın son günlerine denk gelmesi sebebiyle yeni yıla da hep birlikte merhaba dediler.

  • DÜNYA VEREMLE SAVAŞMAYA DEVAM EDİYOR

    DÜNYA VEREMLE SAVAŞMAYA DEVAM EDİYOR

    Verem diğer adıyla tüberküloz, hem dünyada hem ülkemizde önemli halk sağlığı sorunlarından olmaya devam ediyor. 2017 yılında yaklaşık 10 milyon kişinin yakalandığı verem hastalığı yüzünden 1,3 milyon kişinin de hayatını kaybettiği açıklandı.

    Verem Eğitimi Haftası nedeniyle bir açıklama yapan İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Dr.Öğr. Üyesi Asya Babaoğlu ve Araş.Gör.Dr. Özlem Karagöz, her dört kişiden birinin tüberküloz mikrobu ile temas halinde olduğunu, tüberkülozun dünyada ilk 10 ölüm nedeni arasında olmaya devam ettiğini kaydetti.

    “Tüberküloz mikrobu hava yoluyla bulaşır.”

    Tüberkülozun bulaşma yolları hakkında bilgi veren Dr.Öğr. Üyesi Asya Babaoğlu, “Çatal, kaşık, tabak, bardak, giysi gibi nesneleri ortak kullanmakla, öpüşmekle, kan ve kan ürünleri, cinsel ilişki ile tüberküloz bulaşmaz. Tüberküloz mikrobu hava yoluyla bulaşır. Nefes vermek, öksürmek, hapşırmak, konuşmak hatta şarkı söylemek ile mikroplar hasta kişiler tarafından havaya saçılır ve etrafta bulunan kişilere bulaş gerçekleşir. Sokakta öksüren birisinden tüberküloz basilini alma olasılığımız çok düşüktür. Bulaş olması için genellikle (tedavi almayan) tüberküloz hastası ile uzun süre birlikte yaşamak gerekir.” dedi.

    “Hasta yakınları da tehdit altında.”

    “Hastanın aile bireyleri, aynı iş, okul, yurt, cezaevi yatakhane gibi yaşam ortamlarında bulunan insanlar en fazla risk altındadır.” diye konuşan Dr.Öğr. Üyesi Babaoğlu, başta akciğerler olmak üzere; böbrek, mesane, beyin, hatta kemik gibi organlarda da görülebilen hastalığın tespit edildiği hastaların yakınlarına zaman geçirmeden koruyucu tedaviye başlandığını vurguladı.

    “Tedavi yarım bırakıldığında, hastalık alevlenir.”

    İki haftadan uzun süren öksürük, ateş, gece terlemesi, iştahsızlık, kilo kaybı, halsizlik, kan tükürme gibi yakınmalar olduğunda acil olarak bir hekime başvurulması gerekliliğinin altını çizen Dr.Öğr. Üyesi Babaoğlu, “Birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de Doğrudan Gözetimli Tedavi (DGT) uygulanmaktadır. Bu tedavi şeklinde her doz ilaç, bir görevli gözetiminde hastalara verilir ve hastanın ilacını içtiğinden kesin emin olunur. Hasta bilgileri takip için resmi sağlık kuruluşu tarafından kayıt altına alınır, ancak bilgiler kesinlikle gizli tutulur. İlaç tedavisi en az altı ay sürer. Gerektiğinde tedavi uzatılır. Kişi iyileştiğini hissetse bile tedavisini kesinlikle kesmemelidir. Tedavi yarım bırakıldığında, hastalık alevlenir. Ayrıca henüz ölmemiş olan basiller ilaca direnç geliştirir. İlaca dirençli bakterilerle oluşan hastalığın tedavisi hem daha zor hem daha pahalıdır. Günümüzde “çoklu ilaç direnci” tüberküloz tedavisinin önündeki en büyük engellerdendir.” dedi.

    “Tüberküloz tedavisi tümüyle ücretsizdir.”

    Tedaviye başlanıldıktan yaklaşık iki hafta sonra bulaşıcılığın baskılandığını ancak tedavinin  kesintisiz devam ettirilmesi gerektiğini vurgulayan Araşt. Gör.Dr. Özlem Karagöz, “Bu süreçte hastanın maske takması, ayrıca hastalık olsun olmasın, insanların öksürürken her zaman ağızlarını (mümkünse mendille) kapatması ve kapalı ortamların düzenli olarak havalandırılması önemlidir. Erken teşhis ve uygun tedavi ile bu hastalığın önüne geçmek mümkündür. Ülkemizde tüberküloz tedavisi tümüyle ücretsizdir.” şeklinde konuştu.

  • ESNAFA KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNİ ANLATTILAR

    ESNAFA KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNİ ANLATTILAR

    “Sağlıklı Hayat Merkezi’nde sunulan hizmetler bilinmiyor”

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi  (İKÇÜ) Tıp Fakültesi öğrencileri,  İzmir İl Sağlık Müdürlüğü ile yapılan protokol çerçevesinde “Halk Sağlığı” saha eğitimlerini Bayraklı ve Karşıyaka İlçe Sağlık Müdürlüklerinde sürdürdü.

    İKÇÜ Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr.Asya Babaoğlu ve Araştırma Görevlisi Dr.Yeşim Karakaş danışmanlığında hazırladıkları Bayraklı Sağlıklı Hayat Merkezi hizmetlerini tanıtan broşürleri vatandaşlara dağıtan genç hekim adayları vatandaşları bilgilendirdi.

    “Sağlıklı Hayat Merkezi’nde sunulan hizmetler bilinmiyor”

    İntern Dr.Enes Kurnaz, İntern Dr. Melis Cevhertaş ve İntern Dr. Embiye Mutlu tarafından dağıtılan broşürler oldukça ilgi gördü. Gençler ayrıca lokanta, eczane, taksi durakları, polis merkezleri, eğitim kurumları ve muhtarlıklar gibi vatandaşın sık uğradığı yerlere afiş asıp broşür bıraktı. İKÇÜ Tıp Fakültesi son sınıf öğrencileri, saha çalışmaları sırasında çevre esnafının ve vatandaşların Bayraklı İlçe Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı olarak koruyucu sağlık hizmetlerini ücretsiz sunan ve kısa süre önce yeni bir adrese taşınan Sağlıklı Hayat Merkezi’nin yerini ve sunulan hizmetleri yeterince bilmediğini tespit etti. 

    “Aslında çoğu sağlık sorununuz hastaneye gitmeden çözüme kavuşabilir.”

    Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr.Asya Babaoğlu, İKÇÜ olarak hekim adaylarının sadece hastanede değil; sahada da aktif olarak görev yapmalarını, halkla iç içe olmalarını oldukça önemsediklerini vurguladı. Dr.Asya Babaoğlu, “Hekimlerimizin sağlık hizmetini tüm kesimlere eşit ulaştırmaları konusunda bilinç kazanmaları fakültemiz misyon ve vizyonu açısından çok önemli. Birinci basamak sağlık hizmetleri, sağlık sistemlerinin temelini oluşturur.  Aslında çoğu sağlık sorunumuz, Aile Hekimlikleri ve Sağlıklı Hayat Merkezi gibi İlçe Sağlık Müdürlükleri’ne bağlı birinci basamak sağlık hizmeti sunan kurumlarda çözüme kavuşur.  Bu hem kişinin hastane gibi daha karmaşık bir ortamda yorulmaması, hem de ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmeti sunan hastanelerin yükünü hafifletmek açısından çok önemli. “dedi.

    “Hastalıktan korunmak her zaman tedaviden ucuzdur.”

    Dr. Babaoğlu, “Sağlıklı yaşamak ve sağlıklı yaş almak için yılda en az bir kez Aile Hekiminizi ziyaret edin.  İhtiyaç halinde diğer hizmetler için ilçenizdeki Sağlıklı Hayat Merkezi’ne başvurun.” diyerek bireylerin sağlıklarına önce “kendilerinin” sahip çıkması gerektiğini vurguladı. “Sağlıkta Maliyet” konusuna değinen Dr.Babaoğlu “Korunmak, her zaman tedaviden ucuzdur. Bu sadece bireysel olarak düşünülmemeli. Kişilerin sağlıklarını koruması, hastalanmışsa erken tanısı ve tedavisi ülke ekonomisi açısından da çok önemlidir.” diye konuştu.

    Bayraklı İlçe Sağlık Müdürlüğünden teşekkür…

    Bayraklı İlçe Sağlık Müdürü Dr. Aslıhan Onur ve Bayraklı Sağlıklı Hayat Merkezi (SHM)Sorumlu Hekimi Uzm. Dr. Özlem Pekel ise kurumlarının tanıtılmasından çok memnun olduklarını, halka ellerinden gelen her türlü koruyucu sağlık hizmeti için ekipçe var güçleriyle çalıştıklarını ifade etti. 

    Bayraklı Sağlıklı Hayat Merkezi Sorumlu Doktoru Uzm.Dr.Pekel ise SHM’lerde sunulan başlıca hizmetleri şöyle sıraladı: “Diyetisyen kontrolünde sağlıklı beslenme danışmanlığı, Üreme Sağlığı ve Aile Planlaması Hizmetleri (spiral takma çıkarma, kondom, doğum kontrol hapı vb.), Sertifikalı Hekim eşliğinde sigarayı bırakmak isteyenlere danışmanlık, Psikolog, gebe bilgilendirme eğitimleri, kanser taramaları (meme, rahim ağzı / smear, kolon) ve daha birçok hizmet SHM’ler bünyesinde yer almaktadır. Uzm.Dr.Pekel ayrıca yakında küçük bir spor salonunun da açılacağının müjdesini verdi.

     

  • Ergenlerde İnternet Bağımlılığı

    Ergenlerde İnternet Bağımlılığı

    Doç. Dr. Kayı Eliaçık, internet bağımlılığının gençlerimiz için giderek artan bir tehlike olduğunu ve bunu azaltmada ebeveynlere büyük iş düştüğünü söyledi.

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Kurulu tarafından düzenlenen “Ergenlerde İnternet Bağımlılığı” başlıklı konferans büyük ilgi gördü.

    SBÜ İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi konferans salonunda gerçekleşen toplantıya hastane yönetiminin yanında çocuk klinikleri başta olmak üzere birçok bölümden hocalar, asistanlar, öğrenciler ve sağlık çalışanları katıldı.

    Sürekli Tıp Eğitimi Kurulu Başkanı Doç. Dr. M. Yekta Öncel açılış konuşmasında "İnternet bağımlılığının giderek büyüyen bir sorun" olduğunu vurguladı ve sözü Adolesan sağlığı konusunda çalışmaları olan Doç. Dr. Kayı Eliaçık'a bıraktı.

    Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Klinikleri İdari Sorumlusu Doç. Dr. Kayı Eliaçık, çocukların evlerde kapalı bir hayat sürmek yerine parklara ve bahçelere çıkmalarını teşvik etmeliyiz dedi. Dr. Eliaçık ayrıca ergenlerde internet bağımlılığının depresyon ve obezite ile ilişkili olduğunu vurgulayarak sözlerine devam etti.

    Doç. Dr. Kayı Eliaçık'ın ilgiyle takip edilen konferansı İKÇÜ Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Kurulu Başkanı Doç. Dr. M. Yekta Öncel tarafından Sn. Eliaçık’a teşekkür belgesi takdim edilmesinin ardından sona erdi.

  • 1 ARALIK DÜNYA AIDS FARKINDALIK GÜNÜ

    “AIDS ile mücadelenin en etkili yolu, korunma önlemlerini uygulamaktır.”

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Bölümü akademisyenlerince, Dünya AIDS Günü etkinleri çerçevesinde bir panel düzenlendi.

    HIV/AIDS hakkında merak edilenlerin aktarıldığı panelin Moderatörlüğünü, Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Mustafa Tözün’ün üstlenirken;  İKÇÜ Tıp Fakültesi Halk Sağlığı’ndan Dr. Öğretim Üyesi Asya Babaoğlu ile Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji’den Dr. Öğretim Üyesi Atakan Nemli tarafından önlenebilir bir hastalık olan HIV /AIDS ile mücadelenin en etkili yolunun korunma önlemlerini uygulamak olduğu vurgulandı.

    İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, Aile Sağlığı Merkezi hekimlerinin de katılım gösterdiği panel öncesinde,  Halk Sağlığı AD öğretim üyesi Doç.Dr.Kaan Sözmen danışmanlığında kurulan bilgilendirme standında  İntern doktorlar ve asistanlar gençlere AIDS hakkında hazırlanan broşürleri dağıttı.

    “Yüzde 75 haberdar.”

    Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı (UNAIDS) 2017 yılı raporunda yer alan son AIDS verilerini katılımcılara aktaran Doç. Dr. Mustafa Tözün, tüm dünyada; HIV+ bireylerin %75’inin durumundan haberdar olduğunu, durumunu bilenlerin %79’unun tedavi aldığını, tedavi alanlardan  %81’inde virüsün baskılanabildiğini söyledi.

    Doç. Dr. Mustafa Tözün, “90-90-90 hedefine göre 2020 yılına kadar; HIV+ bireylerin %90’ının durumunu bilmesi, %90’ının tedaviye ulaşması, tedavi görenlerin %90’ında virüsün baskılanabilmesi amaçlanmaktadır.”  dedi.

    “Tüm yaş gruplarında görülebiliyor.”

    İKÇÜ Tıp Fakültesi Halk Sağlığı’ndan Dr. Öğretim Üyesi Asya Babaoğlu ise HIV/AIDS’in geçiş yolları itibariyle tüm yaş gruplarında görülebildiğini belirtti. Bulaşma yolları hakkında bilgilendirmelerde bulunan Dr. Öğretim Üyesi Babaoğlu, “AIDS, korunmasız cinsel temas, ortak paylaşılan enjektörler, damar içi madde kullanımı, kan transfüzyonu gibi yollarla ve gebelik ya da doğum sırasında anneden bebeğe bulaşabilen bir hastalıktır. AIDS ile mücadelenin en etkili yolu, korunma önlemlerini uygulamaktır. Tek eşliliğin yanı sıra, riskli cinsel temasta doğru kondom kullanımı, hastalığın cinsel yolla bulaşmasına karşı en güvenli ve basit korunma yollarıdır.” diye konuştu.

    “HIV, 6-13 yıl hiçbir belirti vermeyebilir.”

    HIV enfeksiyonun vücuttaki seyri hakkında konuşan İKÇÜ Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Dr. Öğretim Üyesi Atakan Nemli ise hastalarda ilk çoğalma dönemi olan ilk 6 hafta içinde soğuk algınlığı ya da grip hastalığındakine benzer belirtiler görülebildiğini kaydetti. Dr. Öğretim Üyesi Nemli, ”Bu dönemde görülen belirtiler ve klinik bulgular, HIV infeksiyonuna özgü değildir ve değişkendir. Hastalarda grip benzeri belirtiler görülebilir. Daha sonra (6-12 hafta) HIV'e karşı antikorlar gelişmektedir. Antikorlar hastalığın teşhisi açısından önemlidir.  HIV enfeksiyonu, 6-13 yıl hiçbir belirti vermeyebilir. Ancak kişi bulaştırıcıdır.”dedi.

    “Hasta, uygun tedavi evlenip çocuk sahibi olabilir.”

    Tanı ve tedavi hakkında da konuşan Dr. Öğretim Üyesi Nemli, “Tanı konması halinde virüsün çoğalmasını kontrol eden ilaçlar enfeksiyonu baskılayarak kişinin bağışıklık sistemini korur. HIV’li bireyler, uygun tedavi ile uzun yıllar kaliteli bir yaşam sürebilir. Hatta, evlenip çocuk sahibi olabilir. Ülkemizde HIV+ kişilerin ilaçları ve tedavileri, sosyal güvence kapsamında karşılanmaktadır. Temas şüphesi varlığında veya riskli davranışlarda bulunulduysa aile hekimlerine başvurularak ücretsiz test yapılabilir. HIV pozitifliğinin, Sağlık Bakanlığına bildirilmesi zorunludur. Ancak bunun nedeni kişisel bilgilerinizi almak değil, istatistik oluşturarak genel durumu belirlemektir. Dolayısıyla bu bildirimler, isminizi vermeksizin, kodlama yapılarak gerçekleştirilir. Bu bilgi yalnızca Sağlık Bakanlığına aktarılır.” dedi.

     

  • Akılcı Antibiyotik Kullanımı Farkındalık Çalışma Grubu

    “Uzun antibiyotik tedavisinin yan etkileri araştırılıyor.”

     

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi Sosyal Sorumluluk Projeleri (SSP) Koordinatörlüğü, Avrupa Birliği Antibiyotik Farkındalık Haftası kapsamında stand açarak vatandaşlara bilgilendirmelerde bulundu.

     

    Prof. Dr. Dilek Yılmaz Çiftdoğan Koordinatörlüğünde, İzmir Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile alışveriş merkezlerinde açılan standlarda, antibiyotiklerin ateş düşürücü, ağrı kesici olmadığı vurgulanarak; nezle, grip gibi viral enfeksiyonların tedavilerinde fayda sağlamayacağı aktarıldı.

     

    Antibiyotiklerin uygunsuz ve aşırı kullanılmasının, bakterilerde direnç gelişimine neden olduğunu kaydeden ''Akılcı Antibiyotik Kullanımı Farkındalık Çalışma Grubu'' Sorumlusu Prof. Dr. Dilek Yılmaz Çiftdoğan, “Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de antibiyotik direnci önemli bir sağlık sorunu haline geldi. Sadece artan antibiyotik direncinin değil, antibiyotiklere bağlı uzun vadede istenmeyen etkiler de günümüzde tartışılır hale geldi.” dedi.

     

    Prof. Dr. Dilek Yılmaz Çiftdoğan, erken çocukluk döneminde kullanılan antibiyotiklerin,  diyabet, obezite, alerjik rinit ve astım gibi hastalıkların gelişimine neden olduğunu gösteren çalışmaların yapıldığını da kaydetti. 

     

  • BİLİNÇSİZ ANTİBİYOTİK KULLANIMINDA ISRARCIYIZ

    BİLİNÇSİZ ANTİBİYOTİK KULLANIMINDA ISRARCIYIZ

    Dünya Sağlık Örgütü tarafından ilan edilen Dünya Antibiyotik Farkındalık Haftası’nda, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyelerinin yaptığı bir araştırma kamuoyuyla paylaşıldı.

    Sağlık Bakanlığı’nın “Akılcı İlaç Kullanımı Ulusal Eylem Planı 2014-2017 (AİK)” çerçevesinde sunulan çalışmada, İzmir’de yaşayan ilkokul çağında çocuğu olan ebeveynlerin, antibiyotik kullanımı ve antibiyotik direnci konusundaki bilgi ve tutumları ölçüldü. Çalışmanın ana bulgusuna göre, ailelerin %71’i son bir yıl içinde çocuğu için antibiyotik kullandığı ancak aslında antibiyotiklerin %30-40 oranında yanlış kullanıldığı ortaya çıktı.

    “Anne-baba antibiyotikte ısrarlı.”

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Asya Babaoğlu yürütücülüğünde; Doç. Dr. Mustafa Tözün, Doç. Dr. Melih Kaan Sözmen, Arş. Gör. Gizem Yavaş ve Arş. Gör Büşra Tozduman tarafından yapılan ve 2. Uluslararası Halk Sağlığı Kongresi’nde ön sonuçları açıklanan çalışmaya göre; İzmir’deki ilkokullarda okuyan çocukların ebeveynlerinin antibiyotikler ve antibiyotik direnci ile ilgili bilgi düzeylerinin sınırlı olmasına rağmen antibiyotik kullanımına devam ettiği görüldü.

    İKÇÜ Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı’ndan Dr.Öğr.Üyesi Asya Babaoğlu, en çok solunum yolu enfeksiyonlarında antibiyotiğe başvurulduğunu, antibiyotiklerin yanlış kullanımı neticesinde  de ‘antibiyotik direnci’ ile karşı karşıya kalındığını vurguladı.  Dr.Öğr.Üyesi Asya Babaoğlu, “Antibiyotikler yanlış kullanıldığında, bakteriler antibiyotiklere karşı savunma mekanizmaları geliştirir ve artık kullanılan ilaçtan etkilenmez. Hatta kazandıkları bu yeteneği başka bakterilere de aktarabilirler. Normalde uygun antibiyotikle kolaylıkla geçebilecek hastalıklarda hastane yatış süresi uzamakta, yan etki ve hatta ölüm görülme sıklığı artmaktadır. Dünya’da her yıl 700.000’den fazla kişi antibiyotik direnci nedeniyle hayatını kaybetmektedir.” dedi.

    “Eczacılar da sorumluluk sahibi.”

    Antibiyotiklerin ağrı kesici veya ateş düşürücü olmadığını, bakteri kaynaklı enfeksiyonları tedavi eden çok değerli ilaçlar olduğunun altını çizen Dr.Öğr.Üyesi Asya Babaoğlu, “Gereksiz ve hatalı kullanımlarla bu önemli tedavi şansımızı tüketmeyelim.” diye konuştu.

    Çalışmanın ön sonuçları hakkında bilgilendirmeye devam eden Dr. Babaoğlu: “Önemli bir tespitimiz de eczacıların ebeveynlere antibiyotiğin nasıl kullanılacağını anlattıkları, ancak eş zamanlı olarak antibiyotik direnci konusunda bilgi vermedikleriydi. Hastalarla önemli bir temas noktası olan eczacıların, antibiyotik direnci gelişme riskini belirtmeleri önemlidir. Doktorların da elbette antibiyotik reçetelerken konuyu gündeme getirmeleri gerekmektedir. Ancak en önemli görev ebeveyne düşüyor.” şeklinde konuştu.

    “Antibiyotik tüketiminde ilk sıradayız.”

    Ülkemizin  antibiyotik kullanımı ve antibiyotik direncinde en üst sıralarda yer aldığının ortaya konduğunu belirten Dr.Öğr.Üyesi Babaoğlu,  “Kasım 2018’de yayınlanan OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) raporu, Türkiye’nin (OECD ülkeleri arasında) % 38.8 oranla, birinci sırada yer aldığını ortaya koydu. Türkiye’yi, Yunanistan (%37.7) ve Güney Kore (%35.2) takip ederken, en düşük antibiyotik direnç oranları İzlanda, Norveç ve Hollanda’da saptanmıştır (%5). Bu oranlar ile doğru orantılı olarak yine OECD raporlarına göre Türkiye antibiyotik tüketiminde ilk sırada yer almaktadır.” diye konuştu.

    Doğru antibiyotik kullanımı nasıl olur?

    Akılcı İlaç Kullanımı Ulusal Eylem Planı kapsamında yapılan kamu spotları, reçete zorunluluğu gibi çalışmaların olumlu sonuçlar verdiğini belirten Dr.Öğr.Üyesi Babaoğlu, antibiyotiklerin doğru kullanımı ile ilgili şu bilgilendirmelerde bulundu:

    “Enfeksiyonlardan korunmada en etkili yöntemlerden birinin el yıkama olduğunu biliyor muydunuz? Bunun dışında doktorunuz antibiyotik reçete etmediğinde ısrarcı olmamak gerekir. Biraz istirahat, biraz sabır ve doktorunuzun önereceği diğer ilaç ve yöntemlerle hastalığı geçirmeniz mümkündür. Başkasının artan antibiyotiklerini kullanmamak hayati öneme sahiptir. Çünkü eksik dozla uygulanan tedavi, bakterilerin direnç kazanmasında temel unsurdur. Buna tedaviyi yarım bırakmayı da ekleyebiliriz. Antibiyotik başlandıktan sonra 1-2 gün içinde düzelme görülür. Birçok hasta da iyileştiğini düşünerek antibiyotik almayı keser veya unutur. Düşük dozlarla antibiyotiğe alışan bakteri, bir daha ki tedavide artık bu antibiyotiği umursamaz. Son olarak, çocuklar hastalandığında tedavinin yüzde 90 civarında anne tarafından takip edildiğini gördük. Babaların da çocukları hastalandığında tedaviyi takip etmesi, hem annenin yükünü hafifletecek, hem de aile içi paylaşımları güçlendirecektir.”

  • TIP FAKÜLTESİ ÖĞRENCİLERİNİN BERGAMA ASKLEPİON GEZİSİ

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Dönem 1 öğrencileri İnsan ve Toplum Sağlığı Ders Modülü kapsamında tarihin ilk hastanesi olan Bergama Antik Kentindeki Bergama Asklepionu’nu öğretim üyeleriyle beraber 7 Kasım 2018 tarihinde ziyaret ettiler. Doç. Dr. Mustafa TÖZÜN, Öğretim Üyesi Doktor Asya Banu BABAOĞLU ve Öğretim Üyesi Doktor Funda İfakat TENGİZ’in koordine ettiği etkinlikte insan, toplum ve yaşanılan dönemin sağlık şartları yerinde değerlendirildi. Doç. Dr. Mustafa TÖZÜN’ün ders anlatımı ve Arkeolog-Profesyonel Turist Rehberi Akın AYKURT’un rehberliğiyle Antik Dönemin en önemli merkezlerinden biri olan Bergama Krallığı’nda mitoloji, inanç, felsefe ve bilim ile yoğrulan sağlık anlayışı ve Antik dönem tıbbı, Sağlık tanrısı Asklepius ve adına kurulan sağlık ve tedavi merkezi Asklepion’da uygulanan tedaviler, abaton denilen uyku odalarında hastaların telkin ve rüyada haber almalarıyla tedavinin şekillenmesi konuları işlendi. M.S. 2. Yüzyılda yaşamış tıbbın büyük isimlerinden Bergamalı Galen ve Galenik Tıp uygulamaları anlatıldı. Zevkli ve öğretici olan bu etkinliğin ders programlarında sürekli yer alması ve benzer etkinliklerle eğitim-öğretimin zenginleştirilmesi öğrencilerin geri bildirimlerinde yer aldı. Doç. Dr. Mustafa TÖZÜN tarafından, rehberliği nedeniyle Akın AYKURT’a Teşekkür Belgesi sunuldu.     




Başa Dön